Posts Tagged ‘TKP’

TKP dışında gittikçe yalnız kalanlar

Şubat 26, 2012

 “Herhalde ileridedir / Yaşanacak günlerin en güzelleri…”
(Nâzım Hikmet)

80 öncesindeki TKP’lilerin çoğunun iyi ya da kötü yorum yapmadığı, bugünlerdeyse TKP Kurucular Kurulu (daha önceki adıyla Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi)’nin kuruluş açıklaması yaptığı ve artık iki TKP’nin olduğu günümüzde İsmail Bilen ismi güncelliğini koruyor, bu bağlamda TKP’nin önderlerinden biri olan İsmail Bilen hakkında kısada olsa bir bilgi notu olsun istedim bu yazı. Bu yüzden tarihsel olarak bakıldığında TKP’nin 7 önemli önderlerinden biri olarak öne çıkıyor. Ürün Dergisi çevresinin ateşle savunduğu, Nâzım Hikmet’in şiirinde isminin geçtiği, bana göre gizini koruyan biri İsmail Bilen.

Bazı TKP önderleri, bunlar sırasıyla:
Mustafa Suphi
Dr. Şefik Hüsnü Değmer
Reşat Fuat Baraner
Dr. Hikmet Kıvılcımlı
Zeki Baştımar
İsmail Bilen
Mihri Belli

İsmail Bilen: 1902 Rize doğumludur ve, “Laz İsmail” olarak tanınır. Bundan başka “Marat”, “S. Üstüngel”, “R. Davos” gibi takma isimler de kullanmıştır. Gençliğinde motor-makine kurslarında eğitim gördü ve tersanede çalıştı. Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen çeteler içinde faaliyet gösterdi.

1922 yılında TKP’ye üye oldu. Daha sonra Sovyetler Birliği’ne gidip orada 1925 yılında Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (KUTV)’da okudu. Ülkeye geri döndüğünde TKP adına güney illerinde örgütlenme faaliyetlerinde bulundu. 1927 tevkifatında gıyaben yargılandı, 3 aya mahkum oldu. 1929’da Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Ferit Kalmuk ile tutuklandı. (Bu tevkifatta bazı tavırlarından dolayı, Hikmet Kıvılcımlı ile aralarının açıldığı söylenir.) 4 yıl 6 ay 15 gün ceza aldı. 1934’te Sovyetler Birliği’ne gitti ve ölümüne kadar yurtdışında kaldı. Komintern’de çalıştı. Bu yıllarda Stalin’in temizlik hareketina adı karıştı. Her ne kadar bir iddiayla birlikte tartışılsa da Vikipedi gibi, özgür ansiklopedilerde bu bilgi geçmez ama Baytar Cevdet, Baytar Salih Hacıoğulu ve bir grup Türk komünistinin ölüm ve sürgün olaylarından sorumlu tutulur.

1960 sonrası önce TKP Merkez Komite üyesi, sonrada Genel Sekreter Zeki Baştımar’ın ölümüyle 1973’te TKP Genel Sekreteri oldu. “Ürün” ve “TKP Merkez Komitesi Yayın Organı Atılım Dergisi”nde yazılar yazdı. Ulusal Demokratik Cephe (UDC) tezlerini geliştirerek ulusal-demokratik güçler adını verdiği CHP ve solundaki güçlerle eylem ve cephe birliği politikasını savundu.

“Savaş Yolu”, “Günümüzdeki TKP”, “Güneşli Dünya”, “Çetin Savaş” gibi kitapları da bulunan İsmail Bilen, TKP’nin 5. Kongresinden sonra 1983’te ölmüştür.

Evet, İsmail Bilen TKP’nin nicel ve nitel olarak gücünün zirvesine ulaştığı atılım döneminin genel sekreteri olarak parti tarihinde son derece önemli bir yeri bulunmuştur ve önemlidir. Oysa dün olsun tıpkı bugünde de olduğu gibi TKP’yi birer aydın kulübüne dönüştürmeye çalışma arzusunda olanlar, ikinci – üçüncü hatta dördüncü parti çalışmaları içinde ve bunların hepsi bilinçli ya da bilinçsiz bi’şekilde kendileriyle çelişmeye başladılar.

Örneğin legal TKP mi olur diye yıllardır uluorta yazılar yazıp ardından da yazdıklarına sadık kalamayanlar, legal partiler kurma telaşına düştüler. Bende merak ediyorum: öyle ya legal zemine geçmek istiyorlarsa zaten mevcut legal bir TKP var, seçimlere katılıyor, çalışıyor, burjuva medya bile bu isme yer vermek zorunda kalıyor.

Kabul etmekte gerekir ki, hakikaten de iyi işler yapıyorlar. TKP’li biri olmayarak Türkiye’nin güncel sorunlarının dışına çıkıp, liberal yavşakların ve diğer emperyal işbirlikçilerin cirit attığı bir ortamda birbirilerine ileride parti açmak için birer tipoloji oluşturmuşsusuna zemin hazırlıyor gibi davranışlar sergilenmeye başlandı başkaları tarafından. Bugün Marksist – Leninist bilime dayanan, onu Türkiye şartlarına göre uygulamak isteyenlerin bir birlik ve geniş cephe savaşı örgüt olarak karşımıza çıkıyorken, Türkiye’de gelişen hep aynı köktür ve bunun adı da TKP’dir.

Kabulümdür ve kabul edin, 1919’dan beridir TKP legalite özlemindedir.

SİP, TKP olmuş, TKP I. Kongre SBGYG ile TKP Kurucular Kurulu olup TKP adını alıp bütün açıklamalarını cemaatçi yayınlar üzerinden yapıyor, TKP-Atılım ve TKP.Net, kaldıysa Savaş Yolu çevresi ise zeminin oluşmasını bekliyor. Sosyalistler işi gücü bırakmış, sosyalistler arası mücadele veriyor.

O yüzden her şey bir yana, bütün bu tartışmalarda bütün TKP taraftar ve sempatizanları şu soruyu kendilerine sormalıdırlar. O da, TKP’nin bugüne mirasladığı yönlerin ne olduğu sorusudur(?) yoksa yalnız kalmaya mahkûmdurlar.

Reklamlar

Komünizm lazımsa(…)

Şubat 23, 2012


Lenin’in bir sözü var, derki “Her canlı doğasına uygun bir yöntemle savaşır. Bazı böcekler etraflarına kötü bir sıvı salarlar”, burjuvalarla proleterler arasındaki yüz yıllık savaşı bilmeyen yoktur, neticede o savaş halen devam etmektedir ve sosyalist sol bunun bir parçası olmak adına sipariş edilse belki de bu kadar olmaz dedirtecek görüngüde peşi sıra ardında izler bırakarak suni tartışmalar ve sürtüşmelere cereyan ediyor. Deyim yerindeyse ortalık toz duman.

Takip etmeyenler bilmeyebilir, konu kurulan ikinci TKP üzerinden devam ediyor. Artık ülkede yasal iki tane mevcut Türkiye Komünist Partisi var.

Süreci başından itibaren takip ediyorum, Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi (daha sonra TKP Kurucular Kurulu adını aldılar) ve bu isimle çeşitli açıklamalar yaptılar. Kaldı ki bende daha önce şurada değinmiştim. Özetle süreci kendimce önemsediğimi ama bu işin herhangi bir heyecanın olmadığını anlatmaya çalışmıştım.

Başından itibaren şöyle bir soru soruyorum “bir ülkede kaç komünist parti olur” ya da olmalı mıdır ve/ya da o ülkenin komünist partisi ne yapar?

Oysa bu kadar bölünmüşlük ve bu kadar çok parçalanmışlık Türkiye sosyalistlerine düşmüştür izlenimi vardır ve aslında bu doğrudur da. Sanırım bu soruya en iyi cevabı geçmişte de olduğu gibi Türkiye’li devrimcilerin takınacağı durum verecek.

Türkiye’de kabul edin ya da etmeyin Türkiye Komünist Partisi adıyla bir Komünist Parti (KP) var, siz ona istediğiniz kadar eski adıyla Sosyalist İktidar Partisi (SİP) deyin, ister TKP deyin. Bugün ki şartlarda bakıldığında TKP yasal ve mevcut haliyle siyasal mücadelesine bi’şekilde devam ediyor.

Burada üstünlük ve öncülük kimdedir bilinmez ama mevcut TKP’nin çözümlemeleri, analizleri hakikaten daha somut ve nicel bir durumu kapsıyor. Çoğalıp – azalmak ya da azalıp çoğalmaya çalışmak bağlamında da önemlidir.

Tıpkı ikinci bir TKP’nin kuruluş açılımında kendine biçtiği kavramı yorumlamaya çalışması gibi.

Öyle ya sosyalist sol gelenek içinde yer alan herhangi birine mevcut partiyi sorduğunuzda, onların TKP’li değil, SİP’li olduğu cevabını alırsınız. En azından diğer devrimci fraksiyonlar legal bir zeminde hareket ettiği için TKP’lileri böyle tarif ederler. Kendilerine TKP diyor ve yasal olarak bu isim kullanılıyorsa da sosyalist bünye onların bu ismini kabul etmemiştir. Pek çok sosyalist yapı bu parti mensuplarına hâlâ SİP diye hitap etmekte…

SİP’in TKP adını alması, buna hakkı olup olmadığı ve Ürün Dergisi’nin bu konudaki yıllar süren mücadelesi yazının konusu değil. Tüm bu tartışmalarda Ürün çevresi başından sonuna dek kendince haklı da olabilir fakat bunlar Fethullah Gülen’in finanse ettiği bilinen gazete ve dergi sayfalarında tartışılacak konular değil. Okuduğunuz haber sadece cemaatin tescilli dergisinin sol içindeki en küçük yarılmayı dahi kendi safını güçlendirmek adına nasıl kaşıdığı ve yine sol içindeki kesimlerin de maalesef bu işe nasıl alet olduklarını teşhir için yazıyorum.

İşte kurulan ikinci TKP tam da bu görüngüde hareket ediyor.

Oysa var olan ve mevcut TKP’nin her türlü ayrımcılığa ve her türlü gericiliğe karşı seslerini yükseltmeleri, sadece emperyalizm karşıtı değil; aynı zamanda da açık bir yüreklilikle yurtsever olduklarını haykırmaları, emekten yana oluşları, baraj altında kalmalarına rağmen özellikle TKP’li gençlerin çok iyi örgütlenerek meclisteki muhalefete ders verecek nitelikte AKP faşizmine, cemaate karşı övülesi mücadeleleri, KCK tutuklamalarındaki hukuksuzluklara kadar Ergenekon vb. davalardaki hukuksuzlukları da dillendirmeleri ve en önemlisi Türk-Kürt birlikteliğinden yana bir tavır sergilemeleri birilerini çok rahatsız ediyor olabilir. Bir ara ayrılıkçı Kürt grupların saldırılarına bile uğradılar sırf bu yüzden. Kemalist Türk burjuva devriminin milliyetçilik hariç ilerici bir damar taşıdığını itiraf etmeleri, Kemalizm eleştirisi yaparken bu ilerici yönlerinin de hakkını teslim etmeleri nedeniyle liberaller, liberal solcular ve yine ayrılıkçı Kürt gruplarca Türkiye Kemalist Partisi(!) diye eleştirilmekte.

Evet, eleştirilecek yönleri olabilir. Örneğin TKP’li arkadaşların 1970’lerde partiye sıçrama yaptırmış, yığınlarla kucaklaştırmış Laz İsmail gibi değerlere yeterince sahip çıkmamasıdır. Fakat bir hakkı teslim etmemiz gerekmiyor mu sizce(?) var olan TKP büyük bir cesaret örneği göstererek TKP adını özgürleştiren, bu topraklarda inatla bunun mücadelesini veren, kapatılmaya karşı direnen ve en önemlisi ilkeli siyasetinden asla ödün vermeyen bir parti konumuna geldi. En azından komünist sözcüğünü bugünün gericiliğine rağmen seçim alanlarında meşrulaştırdılar.

Umarız ki, Ürün dergisi çevresinde olan eski gelenekçi arkadaşların iyi niyetli olduklarını kabul edelim. SİP’li dedikleri ve TKP adı ile faaliyet gösteren devrimcilere, “Biz TKP’de siyasal mücadelemizi vermek istiyoruz, sınıfsız sömürüsüz bir dünya için tekrar elimizi, yüreğimizi taşın altına koyuyoruz” dediler de TKP Merkez Komitesi bu soylu talebi geri mi çevirdi? Ürün dergisi çevresindeki arkadaşlar, Komünist Partisi ilk söyleşisini siyasal İslam’ın simgesi bir dergiye mi verir?

Hem TKP ile Ürüncülerin nezdinde girişilen TKP dinamiğini birbirinden ayırmak ve hem de, her ikisini de nesnel olan mücadele zemininden uzaklaştırmak. Böylece egemen ideolojiye ve politikaya bağlamak üzere komünist çevrelerdeki iradeleri zayıflatarak akıl bozmak. Sanırım olan da bu.

Komünistler (aynı anlamda kullanıyorum) sosyalistler, tarihin ilerleme çizgisinde ifadesini bulan diyalektiğin yasallığına göre, egemen sınıfın ve onun ideolojik-politik hegemonyasının tahrip ettiği bu çizginin, emperyalist kapitalizmin ve işbirlikçilerinin gerilettiği noktasında, diğer bütün sınıfsal ama egemen sınıfa karşıt olan güçlerle birlikte yer aldığının ve buradan daha geriye gitmeyeceğinin, dolayısıyla bu noktaya püskürtülen bütün diğer güçlerle birlikte ama ileriye doğru hareket ederek, asıl düşmana karşı mücadele etmesi gerektiğinin, bu anlamda bütün bu güçlerin öncüsü olmaya aday olduğunu göstermek için, doğru temelde, yani bilimsel temelde, ideolojik-politik konumlanması gerektiğinin bilincinde olmalıdır. Ve bu bilinçte, Türkiye’nin olduğu kadar, bölgenin ve dünya konjonktürünün, dolayısıyla bu konjonktürdeki sınıf mücadelesinin renginin doğru değerlendirilmesi ve politikanın bu temelde şekillendirmesi görevi de olmalıdır.

Her fırsatta, artık hangi batı merkezinde duyup akıllara sokulmuşsa, resmi tarihe veryansın edenlerin, gözlerinin önündeki gayrı resmi tarih belgelerine ilgi göstereceğini bekleyecek değiliz. Ama olup bitenleri farklı değerlendirdiğimiz açık: Türkiye artık bir ölüm kalım savaşı içindedir ve buradan ya sosyalizmle çıkılacak ya da Türkiye denilen bu yaralı şiir yarım kalacak.

Toplumsal zorunluluklar ve TKP

Şubat 2, 2012


“Onbeş kasap çengelinde sallanan / onbeş kesik baş…
onbeş arkadaş / yoldaş / bunların sen isimlerini aklında tutma fakat..
28 Kânunisânî’yi unutma!”
(Nâzım Hikmet)

İşin aslına bakarsanız birkaç gün önce rastlantı üzerine nette gezerken (bana göre gerici ve burjuva basına karşın alternatif medya diye nitelendirdiğim bütün devrimci yapıların web sitelerini hemen hemen her gün ziyaret ederim, konuya oradan vâkıfımda ama işte bazen de gerici zihniyete ait siteler denk gelebiliyor işte insan) okudum.

Efendim konu Aksiyon dergisinde geçiyor.

Şöyle ki, konu var olan TKP dışında ikinci bir TKP’nin kurulma aşaması. Ürün Dergisi böylesi bir oluşum içerisinde şuanda. Aksiyon dergisi de kara kutu diye geçmiş haberi, yazının giriş bölümünde de şu cümle var: “Geleneksel TKP çevreleri partinin ulusalcılıkla özdeş hâle gelmesinden rahatsız. Bu yüzden Türkiye Komünist Partisi’ni yeniden kurmaya karar verdiler. Program ve tüzük çalışmaları son aşamaya geldi. Parti kurulursa nur topu gibi iki adet TKP’miz olacak” demiş Aksiyon dergisinden Erkan Acar imzalı yazıda, dergi anladığım kadarıyla Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi (SBGYG) sözcüsü Onur Balcı’nın dertlerini de dinlemiş, gerçekten böyleyse içler açısı bi’durumla karşı karşıyayız kanımca, röportaj verecek başka dergi mi kalmadı diye sorarlar ya(?) neyse.

Aksiyoncuların (özellikle de burada referansımız Zaman gazetesi olmalıdır, yalan ve iftira habercilik dalında ödülle layık görülmeleri gerekir ki) sonuçta bu dergi tatmin olmak için mutluluğunu yazıya yansıtmış ve pek sevinmiş(ler). Ne de olsa Türkiye’de gerçek anlamda güçlü bir sol muhalefet yok, bırakın solu – sağda da yok hepsini bir potada erittiler liboşlarla birlikte ve sosyalist-solu temsil eden bir ‘Sol’da ikinci bir TKP’nin mevcut olmasıyla kafa karışıklığının daha da artırılmasından ve bölünmesinden dolayı büyük bir mutluluk var. Analarına söv ama bu cenaha kesinlikle “Komünist” kelimesinden söz etme, öcü gibi bi’şey komünizm ya da komünistlik. Zaten Nabi Yağcı denen zat Taraf gazetesinde iradesini beyan ediyor, üstelik Türkiye Komünist Partisi’nin bütün değerlerini ayaklar altına almayı amaçlayan bir rezalet yaşarcasına yapıyor bunu.

Aksiyon dergisi de adı gibi aksiyona düşkün, tıpkı hoca efendileri gibi onlarda aksiyon yaratıyor kendilerince, tıpkı hıyar ve tuz misalinde de olduğu gibi, kim bilebilir ağlamak ve direktif vermek dışında belki de vakit bulup Pensilvanya’da oturduğu yerde bol bol Hollywood filmi de izliyordur. Netice de 10 yılı aşkın bir süredir oradadır ve eminim İngilizcesi Suudi Arapistan’a girmesi yasak olan hoca efendinin Arapçasını da geçmiştir. Hakikaten Arapça biliyor mudur diye de şuan sorular soruyorum(!) kendime?

Öyle ya olasılılıklar arasındadır, müritleri de hoca efendilerinin aksiyonu çok sevdiğini bildiği için işte böyle haberler yapıyor olamaz mı? Bence olabilir, 12 Eylül darbesinden ta şu güne sergilemiş oldukları politikalarına ve pratikliliklerine bakın derim, her ayak var ve her bokta inanın beklenir bunlardan. Ben bunlara “Siyasi orospu çocukları” diyorum, dini kullanırlar ve liberalizm maşalarıdır, özetle şikâyet ettiği her ne halt varsa onu kullanırlar, bu bir gün elit kesim olur diğer gün burjuvazi, diğer gün futbol, bugün ise solun devrimci geleneğidir. İşlerine geldiği ve çıkarlarına uygun her halt yiyeni “Hazretleri” yaparlar. Yani siyasetin inciğini cinciğini bilirler, her taşın altından çıkmaya müsaitlerdir ve ona göre de şekil alırlar, bu cenabı Allah’ın kendilerine bir mükâfatıdır kanımca.

Allah bi’bunları sever, dünya bunlar üzerine kuruludur izlenimi verirler. Duayla başlar, duayla bitirirler sözlerini: Euzibillahi şeytanirracim… Bismillahirrrahmaniarrahim!

TKP’li olma kültürü
Kabul ediyorum TKP beni her zaman zorlamıştır, bu ne Aksiyoncuların anladığı anlamda ne de TKP’yi yabanıl görmekle alakalı, aksine günümüzde aydınlanmanın unsuru olmasından dolayıdır bu, zaten daha önce Devrimci Halkın Birliği Dergisi’nde yayımlanan “Menşevikliğin hızlı kokusu ve TKP’de Menşevikliğin hortlaması” başlıklı yazım içinde geçerli bu, 27 Kasım 2011 tarihinde katıldığım TKP’nin 90. yıl gecesi için yazdığım “Suni dengeyi bozmak için”de.

Bildim bileli eski adı Sosyalist İktidar Partisi (SİP) iken de, bugün legal alanda faaliyet yürüten Türkiye Komünist Partisi (TKP) adıyla da TKP’yi parti yerine koyanlara karşı “Aydınlanma Hareketi” olarak TKP’yi görmemden kaynaklıdır. Kaldı ki, TKP üyesi olmayan biri olarak, son 4-5 yıldır bu “Aydınlanma Hareketi” artık partileşme sürecine girmiştir ve artık TKP, (elbette bu tartışmaya açık bir konudur) bir “Parti” övgüsünü hak etmektedir.

Tartışmadan kastım son birkaç yıldır TKP adıyla birkaç bileşen ortaya çıktı, hepside Mustafa Suphi yoldaşın geleneğini savunuyor ve O’nun mirasçısı olduğunu iddia ediyor. Şuan ki legal TKP ve SBGYG dışında bildiğim kadarıyla iki (2) TKP girişimi daha var. Bu arada 1920 TKP’sini dergi çevresi olarak mirasını savunan ve bir ara İstanbul’dayken bürolarını tıpkı Ürün Dergisi gibi arada bir ziyaret ettiğim Savaş Yolu Dergisi vardı, onlarda TKP’nin şanlı geleneğini savunuyor.

Zira legal ve/ya da illegal Türkiye Devrimci Hareketi’nin bütün ilerici unsurları kendilerine 1920 TKP Geleneği’ni ve Mustafa Suphi önderliğini zaten rehber görür ve bu kültüre değer olarak sahip çıkar.

Gelecek kızıl
Malum Sovyetler Birliği (SB) artık yok, SB olsa da olmasa da anti-komünizm bütün dünyaya artık derinden kanat germiş durumda, örneğin emperyalist bir savaş aygıtı olan NATO halen lağvedilmedi, emperyalistler ve Amerikan çıkarları doğrultusunda aktif rol oynuyor. Öyle ki, ulus devlet sınırları bağlamında biçimler ve tanımlar değişiyor artık. Durumun zorluğu ortada artık, emperyalizm ve emperyalist saldırının temelleri sınırsız sömürüye dayanıyor ve buna bağlı. Elindeki fazla ürünlerin satılmasından, ucuz hammadde ve işgücü elde edilmesi gerekliliğine kadar pek çok konuda sistemin ürettiği bir sonuca bağlanıyor. Yani kendi ülkesi ve sınırları dışında sorunsuz tüketime endeksli, yani bunu gerçekleştirmek için elindeki bütün imkânları kullanıyor. Çizgileri çiziyor, sınırları değiştiriyor, isimler veriyor, ülke adlarını değiştiriyor ve haritalara bölüyor.

Bugün sınıf savaşı, yani siyasi savaş bizim isteklerimiz doğrultusunda yürümüyor. Örneğin uzaklara 16-17 Haziran işçi eylemlerine, Zonguldak madden işçilerinin şanlı direnişine gitmek gerekmiyor, bakın TEKEL Direnişi, kabul etmek gerekir TEKEL Direnişi’ne ivme kazandırmıştır Türkiye’nin sosyalist solcuları ama gerisi yoktur. Belki de tıpkı yukarıda örnek verdiğim direnişler gibi 10 yıl sonra TEKEL işçileri için tekrardan övgüler dizilecek ve kitaplar yazılacak. Yazılmalıdır da.

Yarın toplumsal zorunluluklar karşısında çıkacak olan bir kriz karşısında elbette ne bugünün ne de yarın kapitalist ağa babaları ve patronlar duracaktır, duramazlarda. Kapitalizm zaten başlı başına bir krizdir, buna ne AKP’nin orta çağ din demokrasisi karşı koyabilir ne de diğer emperyal güç odakları.

İşte öncesinde ya da sonrasında ve/ya da kriz anlarında Marksist-Leninist görüş çizgisi temelinde bir ülkede bir tek “Komünist Partisi” olur, fazlası olmaz. Bir ülke de iki ya da daha fazla “Komünist Parti”nin varlığı ancak ve ancak proleter sınıfın çıkarlarını ve kazanımlarını burjuvaziye teslim etmek olur.

O yüzden ikinci bir “Parti” TKP’lilerin görevi olmamalıdır, kaldı ki hiçbir heyecanı da yoktur. Zira böylesi bir süreci önemsememe rağmen heyecan vermiyor bu tür girişimler. Suni dengeyi bozmak için işçi sınıfının öncü kollunu, ilerici ve devrimci güçlerini örgütlemek ve birleştirmek daha zorunlu, önemlidir ve hayatidir.

Söylemek istediğim işçi sınıfının iktidarını ve sosyalizmi kurmak, hedeflemek ama onun yedeğine düşmemek gerekiyor. Yani işleri karıştıran bir parti değil, ülke çapında 1920 yılından itibaren TKP’den TİP’e kadar uzanan tarihsel politik çizgide anti-komünist çizgide mücadele edenlere karşı birleşik bir mücadeleyi örgütlemek olmalıdır. Sol içinde bu kadar çok ayrışmalardan sonra en azından benim temennim bu.

Sosyalizm kazanacak!

Not: Bakın kaç tane TKP var, belki ne demek istediğimi anlarsınız ve hak verirsiniz?

TKP
http://www.tkp.org.tr/

TKP I. Kongre
http://www.tkp.org/

TKP-Atılım
http://www.tkp-online.org/

TKP.Net
http://www.t-k-p.net/

TKP ve 90. yıl üzerine

Nisan 9, 2011

Türkiye Komünist Partisi (TKP), 27 Kasım / Cumartesi günü İstanbul – Abdi İpekçi Spor Salonu’nda ‘Hiç boyun eğer mi insan!’ başlığı altında TKP’nin 90. yılı etkinliğini gerçekleştirdi…

Daha önce şurada ‘Suni dengeyi bozmak için’ başlıklı yazıda da belirttiğim üzere ‘TKP’nin 90. yıl kutlamaları’na katılacağımı belirtmiştim, benim için 24 saatlik bekleyişti bu yüzden hep birlikte gidip – geldik. . Hoş oldu, TKP’li dostlar yol boyunca kolektif bir ruhla türküler ve marşlar okudular, yiyeceklerini – içeceklerini paylaştılar. Aynı ruh salona da hâkimdi… Zira katılımcılarla birlikte, organizasyonu büyük bir disiplinlikle gerçekleştiren partililerin heyecanını da katmak gerekiyor buna. TKP kurucusu Mustafa Suphi, Nâzım Hikmet, Deniz Gezmiş gibi Türkiye Sosyalist Hareketi’nin önemli isimlerinin dev posterleri salonun girişinde bulunuyordu, anlamlı bir görüntüydü. Salonda ise, parti bayraklarının yanında kararlılık ve kitlelerin disiplini ön plandaydı.

Daha önce gerçekleştirilmemiş ve 4 saati bulan bir etkinlikti. Her ne kadar biz gecikmeli olarak salona girsek de pek bir şeyi kaçırmadık diyebilirim. Tiyatrosal etkinlikleri pek beğendim, şiir ve müzik dinletilerini de, ayrıca partili konuşmacıların ‘Devrimci ve sosyalist birleşik bir cephe’nin örülmesine yapılan vurguda oldukça önemliydi. Sanatın diliyle anlatılan bir öyküydü 90. yıl etkinlikleri. Güncel siyasal gelişmeler, cepheleşme çağrısı ve 90. yıl tezlerinin ele alındığı ve dağıtılan ‘90. yıl tezleri’ broşürleriyle, sınıf mücadelesinin görevlerine vurgu yapılıyordu, tespitler oldukça olumluydu… Özetle TKP, (SİP sürecinden) TKP’ye olan evirilme sürecine (yani 2010 yılı) olan zamana kadar, kendini yeniden gözden geçirmiş, tamda düşündüğüm gibi Kemalist eleştiriyle birlikte, Cumhuriyet olgusuna bugün neden sahip çıkılması gerektiğine dair ciddi değişikliklerin / tahlillerin kavranmasını yapmıştı ve kanımca bu vurgu olumluydu. Zira, bu tabir yerindeyse Mao’nun deyimiyle ‘2000 fersah yolu kat etmek için, oturduğun yerden doğrulman yolu yarılama anlamına gelir’ sözünü anımsattı…

Burada altını çizmek istediğim şey, etkinlik dönüşü O. arkadaşla (burada kişi isminin sadece baş harfinin verilmesi -ilegallitiden çok- kişiye saygıdan dolayıdır) yüzeysel konuşmalarımız-tartışmalarımız-sohbetlerimiz boyunca Kemalizm tartışmamızda ana unsur İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm’e dair eleştirileri Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan nezdinde ana hatları (koşullardan dolayı yetersiz de olsa) üzerinden olmuştu, bu yüzden altını çizmek istediğim şey, Öcalan’ın Kenya’da CIA ve MOSAD işbirliğiyle ele geçirilmesinden sonra ilk tahlilleri ‘Kemalizm’in yeniden tanımlanması’ hatta (hatırladığım kadarıyla) ‘M. Kemal’in eli öpülecek biri’ olduğuna dair yazılarına da vurgu yapmak ve 1991-’92 sürecine baktığımızda (92–93 Newroz’unda ateşkes kararı alan ve bayrağından orak-çekici ile birlikte Marksizm’i terk eden PKK’nin) ve BDP’nin bugün için CHP ile ‘Sol blok’ çağırı ya da bunu bile dillendirmesi, düşünüldüğünde Öcalan’dan daha da ileride olduklarını hem düşündürdü hem de bunun yanında ‘TKP Kemalist’tir’ sözünün altı doldurulmayan bir kara çalma olduğunu gösterdi. Çünkü böylesi bir izlenime kapılmadım, hatta Öcalan’ın son tahlillerinin bazen o methiyeler dizdiği AKP politikalarına bazen de ‘AKP, Hizbullah’ın resmi biçimidir’ gelgitlerine karşın daha tutarlı daha sağlıklı olduğunu söylemek gerekiyor.

***
Emperyal politikalara ver yansın eden, sızlanan bir yandan da Kürtleri kast ederek ‘Bizim içimize milliyetçi unsurları İsrailliler sokmuştur’ tespitini unutup, ‘Amerika’da İsrail’de ortak düşmanımız Türkiye’ye karşı bizimle işbirliği yapmalıdır’ sözünü dillendiren Murat Karayılan ve Öcalan’a rağmen, TKP’nin 90. yıl çıkışı Marksist’tir.

***

Son olarak bütün bu çıkmazlara rağmen Marksizm ve Leninizm’in bilimsel ve o yüce ideolojisi, Türkiye’nin bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu, Türkiye devrimcilerinin biricik hedefinin ‘Bağımsızlık mücadelesi’ olduğunu göstermiştir…

Bağımsız ve sosyalist bir Türkiye için Kürtlerin ortak ve gönüllü birlikteliği Türkleri, Türklerin samimi ve devrimci bağımsızlık mücadeleleri de, Kürtleri özgürleştirecektir… Sosyalizm bir zorunluluktur, sosyalizm bunu emrediyor. . Lenin’in ‘Öncü Parti’ teorisiyse şuan için hiç bir şekilde legalizm ve illegallizm kanadıyla uyuşmuyor, uyuşmuyor ama kim bilebilir (?) TKP’nin ‘Cepheleşme çağrısı’ belki o ‘Öncü Parti’yi yaratmada 2000 fersah yolu kat etmekte yolun yarısını ifade ediyor da olabilir…

Bunu süreç belirleyecek!

Yine de sıkca dillendirilen TKP’nin, komünist olma, parti içinde parti politikalarıyla yoğrulma, partinin döl yatağına düşme, mayalanma ve yeniden doğma ve böylece ‘İşçi sınıfı davası’na sonuna kadar bağlı kişilikli bir devrimci olma ve (bazılarına rağmen bunun aksini gizli veya açık yapmakta direndiyse de, artık) geldiği yere, eski mayasına, döl yatağına dönmesi de doğallığıyla birlikte diyalektiktir diyebilirim.

Sonuç:

Güzeldi!

Olumluydu!

Sosyalist sol açısından önemliydi!

TKP’li dostları hem disiplinliklerinden dolayı hem de emeklerinden dolayı kutlamak gerekiyor..

Bu yüzden bir teşekkürü hak ediyorlar!

 Not: Meraklılar ‘TKP’nin 90. yıl tezleri’ni www.tkp.org.tr’den PDF olarak okuyabilirler.

 Bu yazı 29 Kasım 2010 | Pazartesi günü Yeraltından Notlar!’  WebBlog’unda yayımlanmıştır.