Posts Tagged ‘TIME’

TİME dergisine kapak olma meselesi ve köpeklerin sesi

Aralık 19, 2011

Amerikan TİME haber dergisi yılın adamı olarak protestocuları seçmiş. Malum dergi Ortadoğu genelindeki muhalefetin Avrupa ve ABD’ye yayıldığını, bu protestocuların küresel politikaları yeniden şekillendirdiklerini belirtmiş.

Ee işlerine geliyor elbette, Ortadoğu’da 22 bölgede rejim değişiklikleri yapacağız* diyen eski bir dışişleri bakanına mevcutlar nihayetinde. Elbette kendi protestocularını kapaktan gösterecek, neticede şimdilik onlar Erdoğan’dan daha önemli ve nitelikliler gibi görünüyor. Fakat konu bu değil, konu AKP’ye yakın olan gazete ve medya kanallarının (gerçi AKP’ye yakın olmayan medya kuruluşu mu var şuan için: Aydınlık, BirGün, Evrensel ve haftalık soL Gazetesi dışında) Recep Tayyip Erdoğan için deyim yerindeyse cansiperane TİME’in Erdoğan’ın yolu ‘ERDOĞAN’S WAY’ diye ön bir çalışma yapması ve kapağını da bunu taşımasıydı, gece gündüz kâğıtlar üzerinde ve web siteleri üzerinden ‘olmayan gururlarının’ ne kadar da okşandığından ve onur duyduklarından söz edip, sosyal paylaşım ağlarından ‘Erdoğan’a oy verin’ diye yönlendiriyorlardı. Bir nevi işbirlikçilikleriyle övünüyorlar ve şükran duyuyorlardı. Kim bilebilir belki de Erdoğan bunlardan ötürü kendisini ülkenin sahibi olarak görüyor olmadı %50’nin sahibiyim diye Avrupa ve Ortadoğu’da Amerikan finansmanıyla çıktığı ‘Arap Baharı’ turlarından dolayı övünüyordu.

Ne olduysa TİME’in kapağında ‘ERDOĞAN’S WAY’ yerine ‘PROTESTER’ (ilginçtir derginin kapağında kullanılan simgesel protestocu resminin hemen üzerinde yazan cümle ise oldukça anlamlı; ‘Arap Baharı’ndan Atina’ya, Wall Street’i işgal et’ten Moskova’ya’ ibaresiyse oldukça manidardır) kapağını görünce bizim objektif ilkeleriyle donanımlı olan gazeteciklerimizin TİME’in ‘Yılın kişisi’ anketinden sonra bu muhabbeti anında kestiğini görüyoruz.

Örneğin Sabah gazetesinden Engin Ardıç denen dallama hemen geçmiş bilgisayarının karşısına şöyle bir yazı yazmış. Başlık şu ‘Büyütmeyin demiştik’ hakikaten komik bir durum. Büyüten zaten biz değildik ki, öyle ki TİME dergisine kapak olmanın derecesini bile belirtmiştik ve TİME’in analizlerinin yersiz hatta hiç bir tezinin (komplosunun) gerçekleşemediğini dilimiz yetiğince anlatmaya çalışmıştık.

Ne diyelim ki, liberalizm işte böyle bi’şeydir, Sartre’nin rezil tanımını bile geçiyor işte bu tipler. Sahibinin sesi çıkmıyor da köpeğin sesi çıkıyor misali önüne kemik atan kimse varmış gibi havlamaya yine başladılar. Biliriz ki TİME ya kapağına Amerikan politikalarıyla tam uyuşanları (işbirlikçi ve destekçilerini) ve/ya da en kadim düşmanlarını ve nefret ettiklerini çıkarır, öyle ya TİME’in en eski geleneği ve politikası budur. Tıpkı yukarıda ki gibi bir Fil’in poposu TİME’a kapak olursa, Tayyip neden olmasında demiştik. Ama yorumlarıyla bizi kıskançlıkla itham edenler bile oldu: )) Sağ olsunlar, kısa bir süre sonra bizi anlayacaklarını umut ediyoruz.

Şunu da söylemek gerekir, bizim ve de diğer ülkelerdeki her türlü ‘özgürlük’ düşüncesinin yerini ahlaksal ve siyasal bir liberalizmin çabucak elde edilmiş konsensüsüne bırakarak kendinden vazgeçenlere artık şunu demek yerindedir sanırım. Bu bizzat düşünce düşünce olarak kendinden vazgeçmesi olayıdır ve hem Engin Ardıç hem de Serdar Tugut vb. gibilerinin durumunu dillendirmekte ve anlatmaktadır. Hakikaten kendilerine gelmeleri gerekiyor, hatta becerebiliyorlarsa belirli bir sürede susmalıdırlar.

***

Neyse ankete gelelim malum ankette Erdoğan ilginç şekilde anketin ‘en popüler’ listesinde olduğu gibi, ‘en az popülerler’ listesinde de başı çekmiş… Nedendir bilinmez ama akla Hitler’i getirtiyor bu durum. Biliyoruz ki Hitler’de en popüler ve en yoğun desteği meşru yollarla geldiği iktidarda kaldığı yıllarda almıştır, şimdi de Tayyip Erdoğan. Bir benzerlik daha işte, o da çoook oy alıyor ama sevilmiyor hem de en az Hitler kadar. İlginç değil mi?

Ne diyelim üzgünüz ‘Başbakan’, ‘Yılın kişisi’ değilsiniz, biraz daha çalışın!

* Hatırlayanlar bilir(¿) Bush yönetiminin dışişleri bakanlığını yapan Rice “Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedefleri kapsamında bu proje içinde yer alan 22 ülkede rejim ve sınır değişikliği yapacağız” demişti.

Reklamlar

Hopa davasının gösterdikleri ve iktidarın kirli işleri

Aralık 12, 2011

Tarih 09. 12. 2011, Cuma gününü gösterdiğinde, sokaktaki devrimcileri ve toplumsal gerçek muhalefettin olmayışı yaygarasının asılsız olduğunu Ankara’daki Hopa davası bir gerçekliği iktidarın inadına bir kez daha göstermiş oldu. Dikkat ettim, Hopa davasının görüleceği tarihi belki de burjuva ve liberal medya kendi sınıfının çıkarlarını gözeterek görmedi, görenlerde belki de sırf adı gazetecilik olsun diye göstermelik bir yayıncılık gösterdi. Ama en önemlisi bir çoğunluğu bu işi yaparken AKP’den çekinerek yaptı.

Netice de onlar bunu bir devlet meselesi olarak görüyor ve/ya da Erdoğan’ın devlet meselesi olarak görüyorlardır. Bana göre değişen bir şey yok, sonuçta her ikisinde de Erdoğan başroldedir.

Okuduğuma göre Avrupa ve Amerika’da da bu iş böyleymiş, örneğin New York basını ve TİME dergisi. TİME’i ciddiye alanlar bence sefilce hareket ediyorlar. Öyle ya yıllardır köklü bir dergi diye ortalıkta akla hayale gelmeyecek kapaklar yapıp gündemi ciddi bir şekilde meşgul ediyorlar.

Örnek vermek isterim: TİME dergisi Avrupa-Asya ve Güney Pasifik kapağında Erdoğan’ı gösteriyor, yine aynı tarih ve aylarda belki de aynı günlerde gündeminde TİME’in bu sefer ‘INVESTION ISSUE’ diye kapakta bir kuş portesini görebiliyoruz. Burada da akla şu soru geliyor Amerikalılar kendilerine ya da çalışacakları adamların resmini kapaktan vererek akla aykırı bir şekilde analizler yapıyorlar, elbette TİME diğer kapağında ‘INVESTION ISSUE’ derken kapaktaki kuşun kendisine çalıştığını ima etmiyor, onlar kendilerine kimin çalıştıklarını eminim benden de sizden de iyi biliyorlardır. Öyle ki ‘analizi yapılan kişi’ bile inanmıyor ve ‘bu ben miyim’ diye iç geçirip, mutlu bir tebessüm gösteriyor. Zira Erdoğan, kendisine işi görülünceye kadar netice de yanağına düşüp kalktığı içten olmayan bir öpücük kondurulduğunu ‘iyi bir hatip’ olarak umarım biliyordur.

Çünkü aynı TİME kapağında bir Filin poposunu tıpkı şuradaki gibi gösterebiliyor.

O yüzdendir ki Erdoğan’ın ve AKP iktidarının durumu budur, bu durumu sağlayan ve bizlere gösterende birebir Erdoğan’ın hareketleridir. Bir de bildiğimiz emperyalizmin tarihler içerisinde deşifre olmuş bugün için global diye tanımlaya bileceğimiz küresel adımlarıdır.

Bayağı bir geriye gidersek, İngilizlerin Hindistan, Fransızların Cezayir, Amerikalıların Vietnam’la başlayıp, Küba’yla süren daha sonrasında Afganistan ve Irak’a kadar uzanan Ortadoğu’da CIA’nin yürüttüğü şu global politik çizgisidir. Buna elbette dönemin Türkiye’sinde emperyalizme karşı bir halk hareketi olarak doğan Kuvay-î Milliye Hareketi’nin başlatmış olduğu Kurtuluş Savaşı’nı da ekleyebiliriz, bununla birlikte dönemin soğuk savaş politikalarını da.

Emperyalizmin ölçüsüz kazandığı yerlerde hayali bir politika yürütmek isterken kullandığı birincil araç burada elbette medyadır. Geçmiş dönemin şartlarında TV’lerin olmadığı dönemlerde radyolar, gazeteler(…) günümüzdeyse TV’ler ve teknolojinin akla hayale gelebilecek her türlü araç ve gereçleri.

Yine Amerika’nın Suriye’de lider olarak görmek istediği Galyun, Wall Street Journal’de konuşabiliyordur ve Amerikan rejiminin İran ve Lübnan Hizbullah’ına (hatırlayanlarbilir Lübnan Hizbullah’ından söz ederken karıştırılmasın İstanbul-Beykoz’da bir villaya 17 Ocak 2000’de düzenlenen operasyonda silahlı çatışma sonucu Hizbullah terör örgütünün elebaşısı Hüseyin Velioğlu’nun ölümünden öncede Lübnan Hizbullah’ı Türkiye’deki Hizbullah örgütünü tanımadığını deklere etmişti) kadar uzanabileceğinin propagandasını yapabiliyor.

Esad’ın Erdoğan’a, Erdoğan’ın Esad’a kameralar karşısına geçip ‘Arap kardeşim’ demesinin üzerinden bayağı bir zaman geçti, Esad’ın aptallığı o gün zaten yüzünden okunuyordu ve Erdoğan (yine o gün bunu TV’den izlerken görmüş ve her ikisine hakikaten ne kadar küfür biliyorsam sıralamıştım) oysa ta o gün oymaya başlıyormuş meğer Erdoğan ‘Arap kardeşi’nin altını. Şimdiyse görünen köy kılavuz istemiyor, dün acımazsıca Erbakan hocasının kadim dostu Kaddafi’nin ipini çekerken, bugünse Esad’ın ipini Amerikalıların ve NATO’nun çıkarları doğrultusunda çekmeye çalışıyor.

Çünkü Amerikalıların Libya’da Kaddafi’yi devirmek için harcadıkları ve NATO üzerinden Tayyip Erdoğan’ın eline saydıkları paralar bugün Suriye’de sözüm ona Esad muhaliflerine para ve silah olarak Ali Babacan’ın sözlerinde kendini  bulabiliyor.

Özetle TİME ve Türkiye’deki işbirlikçi uzantıları sözcükleri artık piçleştirmeye başlamıştır, bu da sevgili Merdan Yanardağ üstadın “Hopa davası yeni rejimin turnusol kâğıdıdır” başlıklı yazısındaki gibi şu sözünü hatırlatıyor: “…liberalizmi yenilgiye uğratmak ve toplumdaki akıl tutulmasını parçalamak için bütün koşullar olgunlaşıyor.” Evet, tamda bu noktadayız. İşte Hopa davasındaki siyasal gelişme sokağın boş olmadığını, mutlaka herhangi bir köşesinde sokaklarda devrimcilerin olduğunu bir kez daha gösterdi.

Çünkü günümüzde gazeteciliğin artık piç bir meslek olduğu ve en müthiş piçlerinde Paris ve New York’ta yaşadığını bizlere gösterdi. Sonuç olarak bu piçlerin bazen de Türkiye’ye geldiğini bir TİME dergisinden, bir de AKP’ye yakın olanlardan görebiliyoruz!

Umarım ki, Hopa davasında kendini gösteren sosyalist sol muhalefetin ve AKP’nin kirli işlerini ifşa edenlerin, son dönemlerde popüler olan ve sırf iktidara muhalif ettikleri için emperyalizm üzerinden yürütülen ve de birçoğunun haksız yere tutulduğu Ergenekon, Devrimci Karargâh, KCK üzerinden tutuklu bulunanlar içinde gösterilmesidir.

O yüzden Gramsici gibi hücrelerinde yazıp, Metin Lokumcu gibi direnenlere: Hopalı yoldaşlara, TKP’lilere, BDP’lilere: Hasip Kaplan ve Sırrı Süreya Önder’e, CHP’li Şafak Pavay’e, Behzat Ç dizisindeki Akbabaya yani Berkan Şal’a, Ankara Sanat Tiyatrosu sanatçılarına, ÖDP’lilere, Liseli Devrimcilere, Halkevci, Kolektif ve Gençlik Muhalefeti üyelerine, bu ülkenin gerçek aydın yazarlarıyla birlikte özgürlük için sokağa çıkan herkese selam olsun!

Che Guevara’nın da dediği gibi: “Venceremos!”

Kazanacağız!

Erdoğan, TIME dergisine kapak olursa?

Kasım 18, 2011

Suriye’de ‘Arap Baharı’na ayar verme işlemi, Türkiye’yi de okkanın altına götürecek mahiyette devam ederken TIME dergisinin Erdoğan’ı kapak yapması oldukça normal, öyle ya Suriye’de elçilik basıldı, bayraklar yakıldı, Atatürk tablosu parçalandı falan filan.

‘Komşularla sıfır sorun’ politikasına bakar mısınız? Erdoğan herkesten daha çok savaş çığırtkanlığı yapıyor. Son çeyrek yüzyılın en aşağılık politikasıyla karşı karşıyayız! Yeri gelmişken şu Suriye’de ‘Bayrak’ yakma olayına inanmıyorum, baştan aşağı düzmece haberler silsilesi 4. kuvvet diye tabir edilen medya(mız) akıllanmadı daha, Erdoğan emperyalizmin medya da iktidarın borazanlığını yapmaya devam ederken, ABD’nin ünlü dergisi TIME 28 Kasım’da piyasaya çıkacak olan sayısında Asya ve Avrupa’da Erdoğan kapağı ile çıkıyormuş. Kapaktaki söz de şuymuş “Erdoğan’ın Yolu” (Erdoğan’s Way). Erdoğan’ın kendi doğru bildiği yolda gittiği vurgulanan haberde, Türkiye’nin bölgesinde Arap baharı için giderek güçlü bir model oluşturduğu belirtiliyormuş…

Oysa TIME kapakta Türkiye’nin “pro-İslamic” lideri, yani İslam yanlısı lideri Erdoğan (Laik, demokratik ve Batı yanlısı) ülkesini bir bölgesel güç haline getirdiğinden söz ediyor olsa da, bu işin böyle olmadığını biliyoruz. Biliyoruz çünkü kaynağımız burada Erdoğan’dır ve yine Erdoğan’ın kullandığı emperyalist jargonlardır (bunu önceki yazılarda belirttim.) Emperyalistleri Suriye’ye saldırmaya çağıran da (bkz: bugün ki ajanslar.)

Netice de TIME’in Erdoğan’ı kapak yapması gayet normal, nede olsa işbirlikçilikte çığır açmıştır. Ve hakikaten de ‘Kapak’ olacak mahiyettedir. Her ne olursa olsun siz TIME gibi dergilere nazaran Türkiye’deki mizah dergilerini ciddiye alın derim, onlar TIME vb. gibi dergilere rağmen daha sağlıklı daha nitelikli analizler yapmaktalar.

Kapak olma meselesi
Bir de son olarak şunu söyleyeyim: bildiği, bilmediği, görev aldığı, almadığı her konuda konuşmayı, yorum yapmayı, eleştirmeyi ve böbürlenerek insanları çıldırtmayı amaçlamış güzide bir iştir oraya buraya kapak olma meselesi, ukalalık ve atıp tutmaya en güzel örnek olsa da kalıbının içindeki ayıpçı kelimeyi de varın siz söyleyin…

Not: ABD’nin güdümündeki muhaliflere açıktan destek verip Suriye bizim iç işlerimizdir diyen Erdoğanken, bayraklar yakılıp Atatürk posterleri yakılırken Erdoğan hakkında hiçbir tepki yok, biliyoruz ki Suriye’de var olan sözde muhalefet küçük bir grup ve organize değiller. İşin açıkçası organize edilmeye çalışılıyorlar, Amerikalılar gecenler de ağızlarından baklayı çıkardılar, ‘Bize en az 6 ay verin’…

Bu 6 ay içerisinde göstermelik bir ordu bile yaratacaklar, bir tane de komutan ve/ya da lidercik. Mısır, Tunus, Libya vs. Amerikalıların adını verdiği uyduruk bir konseylerle şuan o ülkeler İslami kanunlar ve hükümlere sürükleniyor. En son örneği Libya işte, İslam kuralları geçerli olacakmış.

Şimdi akla gelen ilk soru (eğer tutarsa ve emperyalistler başarılı olursa –ki bu sürece Erdoğan’da dâhildir–) Suriye Sudan mı yapılmak isteniyor sorusunu aklınıza getirebilirsiniz… Yine de bilinmez fakat bir yandan da şunu söylemenin yeridir… Öyle düzmece ve kıyıdan köşeden toparlanan adamcıklarla değil, önümüzde ki dönemlerde Suriye’de Erdoğan posterleri yırtılırsa şaşırmayın derim!