Posts Tagged ‘Ortadoğu’

Suriye direnişi üzerine

Ağustos 16, 2012

“Kim emperyalist boyunduruğa karşı, halkının kurtuluşu için,
bütün varlığını ortaya koyarak savaşıyorsa ihtilalci de,
devrimci de, ilerici de odur!”
(Mahir Çayan)

Suriye Ordusu, ABD ve Batılı çetelerinin desteklediği dinci teröristleri yenilgiye uğratır mı bilinmez(?) ama kendisine “Özgür Suriye Ordusu” adını veren çapulcular grubu, gerçekte küresel cihatçılar, El-Kaide militanları, paralı katiller ve “Müslüman Kardeşler”den oluşan gerici güçler an itibariyle (şuan) Halep’ten sökülüp atılıyor.

Peki, komşu bir ülkedeki meşru rejimi yıkmaya çalışan, bu amaçla İslamcı teröristlere yardım eden, onlara silah ve halkın vergilerini de alıp, ellerine AKP iktidarınca verilen ATM kartlarından kolaylıkla gidip para çeksinler diye para veren, üslenmeleri için kamplar kuran iktidar ne yapacak?

Bu olay, hem Anadolu toprakları için kara bir leke, hem de cumhuriyet tarihinin en büyük diplomatik yenilgisidir.

İşte Halep’te yaşananlar insanlığın kader savaşı gibi karşımızda duruyor. Esad ve BAAS rejimini çok sevdiğimiz (bu arada BAAS’ın nedir, ne anlama geliyor, amacı nedir üzerine ayrı bir başlık altında bir yazı yazmak gerekiyor), dahası demokratik bulduğumuz için değil: emperyalizme ve küresel gericiliğe karşı oluşan direniş hattının en önemli parçası olduğu için, bir kader savaşı.

Suriye direnişi Doğu’nun nefsi müdafaası, Batılı yeni sömürgecilere karşı mazlum milletlerin öz savunması durumuna artık gelmiştir. Öyle ki, Suriye savaşı şu gerçeğin altını bir kez daha çizdi: ne kadar radikal, köktenci vb. olurlarsa olsunlar siyasal İslamcıların ne ahlakları, ne tutarlılıkları ne de güvenilirlikleri var. Söz konusu bile değil. İlkesizler.

Tek siyaset tarzları takiye yapmak!

Amaca ulaşmak için her yolu meşru görüyor, en alçaltıcı işbirliklerine girmekten çekinmiyorlar. Suriye’de “Emperyalizm”in hizmetinde, kendi halklarına karşı savaştılar.

Tarihe yerli ve yabancı işbirlikçileriyle birlikte geçtiler, bu utanç da onlara yeter!

Reklamlar

Kapı komşum bir Yahudi…

Ekim 9, 2011

Erdoğan geçenlerde Güney Afrika’da “İsrail’i bölgesi ve çevresi için tehdit olarak görüyorum çünkü atom bombası var” demiş. Dikkat ediyorum son birkaç yıldır antisemitizm üzerinden çok özel ve bilinçli bir politika yapılıyor, özellikle de AKP iktidarı tarafından…

Öyle ki sokakta ki herkeste birer Yahudi karşıtlığı oluşmuş durumda… Durum böyleyken, gelin görün ki AKP’ye yakın olan sözde yazılı ve görsel basın şu son on yıldır Tayyip ve partisini sanki antisemitizm karşıtıymış gibi göstermeye çalışıyor… Hem de inatla!

Tayyip seçilmiş kişi ya… /ya da “A K P” isim olarak sanki Kur-an’da geçiyormuş gibi bizlere muamele yapıyorlar. Utanmasalar Tayyip bilmem kaçıncı kuşaktan Hz. Muhammed’in soyundan(!) diyecekler. Hele şu Zaman gibi yayıncıklar ve türevleri, hakikaten akıllara zarar verir bir şekilde yayımcılık yapıyorlar ve bilinçleri zorluyorlar… İnsan aklına hakaret derler ya aynen öyle…

Tayyip efendiye kim muhalifse ya Ergenekoncu bilemediniz ya Yahudi ve/ ya da Ermeni olmak zorundadır… Buna bazen komünistleri de ekliyorlar en çokta bu hoşuma gidiyor. Bazen de PKK’lileri ve Kürtleri, bilemediniz bazen de işine geldiği gibi Suriye söz konusu olduğunda (Bilgi notu, bkz: “Esad, AKP Müslüman Kardeşler’in hamisi gibi başlıklı yazı) Nusayriler üzerinden Alevileri suçluyorlar.

*

Örneğin Filistin söz konusu olduğunda.

Hatırlıyor musunuz, bilmem ama bizimkisi Filistinlileri çok düşünüyordu hani Somalileri düşündüğü gibi… Sanki gerçekten bağımsız bir medyaya sahipmişiz gibi bizde inanmıştık boyalı ve burjuva medyamız bize yansıtırken Somali’de olanları, (hikâye gibi) Erdoğan efendi Somali’de birkaç siyah benizli çocuğu seviyordu, Emine Erdoğan ise beyaz elbiseli ve beyaz Türbanlı haliyle her şey güllük gülistanlıkmış gibi, yüzüne nur gelmiş bir evliya ve bir melek gibi o nidalarla çocukların başını okşamasını kendi sevincimiz haline getirmiştik.

Hakikaten ne oluyordu Somali’de?

Somalililerin içinde bulunduğu açlık ve yoksulluk zenginlerin değil de fakirlerin mi suçu?

Çünkü orada ki bütün Somalili çocuklar bizdik ve açtık!

Bu kadar aşağıda olamayız diyorum hep içimden, hayır olmaz bize yakışmaz, bütün Somalili çocuklar biz olmalıydık!

Hepimiz birer Somaliliyiz, hepimiz Somali’yiz!

Bu kadar aşağılık bir politika olabilir mi? Oluyor işte, ne diye mi bağımsız” medyamız olunca her bok oluyor, Emine hanım o nur yüzüyle kucağına aldığı çocuğu koktuğu için aniden kucağından atıyormuş gibi hareketler sergileyip, “şansımı yeniden deneyeyim. .” nidalarıyla başka bir çocuğa yöneliyor, o da ne aman Tanrı’m bu çocukta toz ve pislik içinde, üzerini temizlemeden önce ellerini temizleme ihtiyacı duyuyor, ellerini birbirine vuruyor, çırpıyor bi’şeyler ediyor, temizlenmeye çalışıyor…

Nihayetinde tuhaf bir görüntüydü gördüğüm.

Görmediniz değil mi?

Ben gördüm…

AKP tarafından besiye çekilmiş medyayı izlemeseydiniz siz de görürdünüz diyeceğim ama neyse(…). Ne diyeyim buda “muhalif” olacağız diye bizim atıp tutuklarımız, inanmayın!

*

Sonra ne oluyor! Erdoğan, Müslüman ve Somalili olduğu kadar Filistinlileri de düşünüyor ya, (dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama adamın ağzından bir tane bile bir Filistin cümlesi çıkmıyor) Gazze’yle başlıyor Gazze’yle bitiyor bütün cümlelerini… Sanırsınız ki bilgi dağarcığı o kadar: yukarı Gazze, aşağı Gazze!

Hâlbuki zeki adam.

*

Hep aynı nakarat.

Peki, ne diye Gazze?

Çünkü Gazze HAMAS, çünkü Gazze Filistin değil, çünkü Tayyip efendi Filistinlilerden daha çok seviyor Gazzelileri…

Şimdi bizimkisi İsrail’i tehdit olarak görüyormuş, doğrudur tehdittir. Hem de o söylemeden ve keşfetmeden önce de bu böyleydi muhtemelen yarında öyle olacak. Fakat onun anlattığı şekilde bir tehdit ve onun anlattığı gibi bir tehdit olarak değil. Olsaydı Tayyip efendi “Van minüt”ten sonra o iktidar koltuğunda oturmaması gerekirdi zaten. Bakın ki çelişkiye oturtuluyor!

Ta referandum öncesi teninin renginden dolayı ABD başkanı olacak diye ortalıkta fink atıp tutan liberallerimiz Obama’yı yere – göğe sığdıramazken seçildiğinde naralar atanlar bilir mi – bilmez mi bilinmez ama işte onların o koskoca ABD başkanı yakın zamanda gerçekleşecek olan seçimlerden dolayı kendisini iktidardan al – aşağı etmesinler diye Amerika’da Sinagog’lardan çık(a)mıyor.

Tayyip efendiyse ne hacet Sinagog diğer dinler ve azınlıklar, o “benim yerim Camii’dir” diyor, umarım hepte orada kalır hatta temennim oradan çıkamaması ama Ortadoğu’da ABD’liler adına tur attırılırken bizimkisi birden saçma sapan sözler sarf edip “kişi laik olur, devlet laik olmaz” deyip “laik” oluyor ve sözde İsrail karşıtlığı yapacağım derken bir bakıyorsunuz Ortadoğu’da daralan İsrail politikalarının alanını genişletmek adına çemkirirken Ortadoğu’da İsrail’in onayı olmadan gezemezken İsrail yine tehdit(?) Oysa ona orada ABD ile birlikte İsrail bir Ortadoğu turu attırıyor ve bizimkisi Türkiye’ye gelecekken birden soluğu ABD’de alıyor. Ne kerameti kendinden menkul başbakan değil mi(?) 9 yaşındaki bir Filistinli çocuğa değil Gazze’de ki çocuğa kurşun sıktığı için suçluymuş gibi ağlıyor – saldırıyor ama ne ilginçtir İsrail’de bu“çemkirmeden” memnun kalıyor. Çünkü İsrail HAMAS’ın hesabını onlardan değil, Filistinli çocuğun üzerine bir şarjör dolusu mermi boşaltırken zaten alıyor. Bir parça aklımla ben biliyorum ama o bir başbakan olarak bilmiyor.

*

Peki, şimdi soralım neden suçlu İsrail?

HAMAS’ı Mısır’da oluşturulmuş özel tünellerden El-Fetih’e karşı beslediği için mi?

Yâda?

1990’dan bu yana Amerika’daki seçimlerde 50 milyar Amerikan $ para yatırıp, “Demokratlar”ın kampanya giderlerinin yüzde 60’ı “İsrail yanlısı” köşe yazarı ve “Cumhuriyetçiler”in yüzde 35’ini finanse ettiği için mi?

Başka mı?

Amerika’nın en etkili gazetelerinde kiralanmış “61 İsrail yanlısı”  köşe yazarını, 3 büyük televizyon kanalı ve 4 büyük film şirketi aracılığıyla Amerika’nın İsrail’in her türlü pis işine göz yummasını sağladığı için mi?

Daha mı?

Dışarıdaki İsrailliler bin bir tezgâhla servetlerine servet katarken içeride ki her üç İsrailli’den biri yoksulluk altında yaşadığı için mi?

Evet, İsrail “tehdit!”

Birçok neden de sayabilirim ama iş atom bombasına geliyor o zaman da yiyorsa konuşalım derim(!), Tayyip efendi gibi ortalıkta ulu orta konuşacağıma biraz susmayı denerim. Netice de sokaktaki adam bir gün “uyanıp” sorarsa ve bir gün derse “onların yüzü suyu hürmetine iktidardasın”, ama “bilmende lazım Amerika’nın İncirlik’te beslediği atom bombalarını nerene saklayacaksın” diye sorarsa yine hepimiz onlar istiyor diye “Yahudi, İsrailli, Ermeni, Komünist ve PKK’li mi” olacağız?

Küfür edeceğim ama kime(?), netice de Tayyip efendinin kafasına göre iktidarla devlet arasında büyük farklıklar varmışta (ve biz bilmiyormuşuz gibi davranacağız) en iyisi mi ben Tayyip gibi davranayım “devlet”e içimden hokkalı bir küfür sallayayım da o zaten iktidarı bulur.

Bulmasa da buldururuz.

Ama işinize her geleni kapı düşmanınız diye etnik ve milliyetçilik üzerinden suçlamayın…

Muhalif olmak için ne komünist ne de Yahudi olmaya gerek var, bu biraz meziyet ister görünen köy için kılavuz istenmez derler iktidar üstüne alınmasın ne de olsa Tayyip’in AKP’siyle devlet arasında fark varmış öyle ya devlet değil mi(?) bütün devlet yetkililerinin ta… … diyeyim!

Neticede sosyalistler küfür etmez diye kutsal kitaplarda bir ibare yok, en iyi emperyalistin .mına koyayım!

Not: FKBC WebBlog’un da imzamızla yayımlanan HAMAS ile ilgili yazıyı şiddetle öneriyoruz. Makaleyi okumak için yazı başlığını tıklayın: Sistematik izolasyon HAMAS aristokrasisini zenginleştirirken

Erdoğan’a inanmıyorum..

Eylül 16, 2011

“Esad’a inanmıyorum..”
(Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye üzerine,
basına verdiği demeçten.)

Bir şehir efsanesidir gidiyor Türkiye ile İsrail arasındaki şu kavga meselesi. Türkiye’nin genişleyen manevra alanının en önemli öğelerinden birisidir oysa İsrail ile çatışma.

Türkiye’nin Ortadoğu’da üstlenmeye başladığı yeni heveskâr rol ve İsrail ile yaşanan çatışma birçok tartışmayı beraberinde getirecek gibi olsa da filmin sonu aslında belli. Amerikalılar iyi, İsrailliler kötü imajının yaratılması meselesidir.

Her ne olursa olsun, yaşananlar yeni bir dış politik konseptin habercisi olarak algılanıyor gibide olsa Tayyip Erdoğan’ın 2006 yılında başlayan ve tespit edilen konuşmasında tam olarak 34 kez dille getirdiğiABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıyım sözünü anımsatıyor. Öyle ki medya aracılığıyla bir kamuoyu yaratmak için şu TV kanallarını ve gazeteleri kullanmaya başladılar bile.

Oysa şu Arap Baharı’nda yeni konseptin içinde İran’a yönelik uluslararası ablukaya katılmak ve Suriye’ye olası bir saldırıyı örgütlemek de dâhil birçok problemli açmaz bulunuyor. Şimdi geleneksel Türkiye dış politikasına yeniden sarılıyorlar, fakat buna yeni bir şey daha ekleyerek: Milli meseleler. Türkiye dış politikasının en büyük ayırt edici özelliği milli meseleler sanırsınız. Ki AKP, Kıbrıs milli meselesinin yanına bir de Gazze milli meselesi eklemeye çalışıyor. Tabii ki Amerikan paralelinde ve onlarla örtüşen politikalar eşliğinde.

Bush dönemi ile Obama döneminde değişmeyen ender şeylerden birinin Türkiye’ye biçtikleri rol olduğunu görmemiz gerekiyor. Ayrıca Türkiye’yi, siyasal İslam’ın seküler bir sistemin içerisinde nasıl absorbe edileceği hakkında güzel bir örnekte veriyorlar. Yani milliyetçi bir dış politika ile yeni Osmanlıcılığı bile bir tür milliyetçilik olarak göstermeye çalışıyor Erdoğan.. Öyle ya artık bu söylem çerçevesinde Çeçenistan’ı, Kosova’yı birer milli mesele olarak önümüze koyabilirler. İşin açıkçası bu son yaşanan şeylerden sonra öyle bir şey olsa bile şaşırmam da.

Tayyip Erdoğan Türkiye’yse(?) Türkiye, Ortadoğu halklarını İsrail ile iyi geçinerek hiç bir zaman ikna edemez, iletilmek istenen demokrasi mesajını da iletemez. Bu yüzden İsrail ile Türkiye arasındaki gerginlik hem Türkiye dış politikası açısından, hem de geniş perspektifte baktığımızda ABD çıkarlarının Ortadoğu’da temsili açısından kaçınılmaz gibi görünüyor.

Şuan için ABD, Netanyahu hükümetinden hiç memnun değil gibi davranıyor. Onları, kendilerine iç politikada rakip olarak gördükleri neo-conlara yakın buluyorlar. ABD’nin barışçıl olarak izlemek istediği birçok politikanın önünde engel oldukları görüngüsüyse çabası.

İsrail’in de Ortadoğu’da manevra alanı gittikçe daralıyor. İsrail’de yeni, barış yanlısı bir hükümet kurulması hem ABD çıkarlarına uygun olacak hem de AKP’nin bir zaferi olarak algılanacak meselesi için cansiperhane bir halde çalışıyor. Tabi yiyen(ler) olursa…

Daha önce de demiştik(!) Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin ortaya çıkışı ve temelleri 2004-NATO İstanbul Zirvesinde atıldı… BOP’un ortaya çıktığı, tohumlarının atıldığı bir ülkeyiz. Bunun amacı Türkiye’nin de BOP’un bir parçası olmasıydı ve oldu da. Bilinen bir gerçektebaşbakan Erdoğan’ın kendisini projenin eşbaşkanı olarak konumlandırıyor olması. Sorun yok! O gün bugündür Türkiye ABD’nin isteğini yerine getirmeye çalışıyor. Ortadoğu’da Tayyip Erdoğan kliğine tur attırmalarının temel ve tek sebebi de bu zaten.

Evet, BOP bir Bush projesiydi. Bush’un agresif politikalarıyla şekillendi ve Obama ise kendini Bush’un bu politikalarından farklılaştırmak istiyor. Bu yüzden Obama’nın ağzından Büyük Ortadoğu Projesi lafını pek duymuyoruz. Obama ve Dışişleri Bakanı Clinton, çok taraflı bir siyaset izleme gereği duyuyor gibi görünse de, Bush yönetiminin Dışişleri Bakanlığını yapan Rice “Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedefleri kapsamında bu proje içinde yer alan 22 ülkede rejim ve sınır değişikliği yapacağız” demişti. Emperyalist bir devlet olarak ABD’nin bir gecede işleri olmuyor. Bir hükümet gelip altyapıyı hazırlıyor. Diğer hükümet geliyor, hazırlanmış olan altyapının üzerine yeni çalışmalar ekliyor. Ortadoğu’da yaşananların hiçbiri rastlantı değil. Bu sürpriz olarak ortaya çıkmadı. Bunlar daha önceden her ince ayrıntısı düşünülüp, hazırlanmış olaylar. Tunus, Sudan, Mısır, Suriye, İran…(?).

Hatırlayalım Bush’un politikaları ise (Afganistan ve Irak işgali) Avrupa halkları tarafından desteklenmemiş, sadece İtalya ve İngiltere hükümetleri tarafından desteklenmişti. Ayrıca Obama, ülkesinin iç krizinin de etkisiyle Ortadoğu’da kendini çok gösteren bir lider olmadı. Çok aktif de değil ama geleneksel ve emperyal Amerikan politikaları oldukça aktif bir şekilde devam ediyor. Oysa Bush’un kurmaylarından Paul Wolfowitz sürekli bölgede temaslarda bulunuyordu. Zaten Erdoğan’ı hazırlayanda Wolfowitz’di.

***
Son olarak Wolfowitz’in Erdoğan’ı başkaları adına heyecanla üstüne üstlük ayrı bir devlet, ayrı bir Anayasası ve ayrı bayrağı olmasına rağmen“Suriye bizim iç meselemizdir” diye konuşabiliyorsa, böyle birisinin gittikçe daralan İsrail’in Ortadoğu’da manevra alanı genişletmeye çalıştığını daha net olarak görebilmemiz gerekiyor.Daha dün Libya’da Kadaffi’nin ipini çeken, Esad’a “Kardeşim…” diyen ve daha sonra Suriye’de Esad muhaliflerine Türkiye üzerinden silah gönderen, Arap politikalarından övgüyle söz eden ve çeyrek yüzyıldır Arap politikalarının “Amerikalılar iyi, İsrailliler kötü” palavrasıyla Arap Baharı’nı karşılamak adına Müslüman ülkelerin zabıtası konumunda olan birinin, Amerikalılar tarafından zorlan attırıldığı Ortadoğu turlarını izlemekteyiz. Belli bir süre daha izleyeceğiz.Bundandır ki, Tayyip Erdoğan Amerikan’ın iradesidir ve Amerika adına konuşmaktadır…Ve görevini layıkıyla yerine getirmediği takdirde de başta İsrail olmak üzere aynı kişiler tarafından da ipi çekilecektir…
.
Öyle ya -yanlışta olsa, ideolijikte olsa- geçmiş dönemlerde“Kardeşim…” diye hitap ettiği birisine “(…) inanmıyorum..” diyen birisine inanmamızı bizden kimse beklemesin…
.
Ne diyelim makarna ve kömür dağıtmak dışında yeni marifetlerde edindi.
.
Müttefikleri sağ olsun!