Posts Tagged ‘Görseller: İç-Mihrak’

Resmi ideolojimiz ikyüzlülüktür!

Şubat 26, 2009

icmihrakCiddi ve hızlı bir hesaplaşma dönemine doğru gidiyoruz. Bu ciddi ve hızlı hesaplaşma dönemine sık sık vurgu yapmamın sebebi önemsediğim olgulardan dolayıdır kuşkusuz. Birçok Yeraltından Notlar ziyaretçisi ya da takipçisinin olduğunu düşündüğüm bu sitede vurgu yaptığım dinci gibi Fethullahcı gibi Amerikan etkisi vb. gibi onlarca olgulaya vurgu yaparken birçok kişi sıkılabilir sanki Kemalizm’in (bu biraz kaba oldu) yani şu resmi cumhuriyetin TC’nin propagandasını yaptığımı anlıyor olabilir. Oysa öyle değil!

Kemalizm’e ve onun yasal temsilcisi CHP’ye çok ciddi eleştirilerim(iz)’in de yanında (ve AKP’ye ağır eleştirilerim(iz)in de) olduğunu hatırlatmak isterim. Kuşkusuz bu gerici ideolojiyle kıyaslandığında Kemalizm geçiş sürecimiz, bir gereksinim. Devrimimizin olmazsa olmaz şartı. Dolayısıyla bu 85. yılın ya da 88. yıllık bir tarihin güncelliği şuan olmadığı için ve güncelliği başka oluşumlar ve bu temelde başka argümanlar yer aldığı için birincili hiçbir zaman terk etmeyen Amerikan ve ‘Batı’ emperyalizminin kuyruğunda saçmalayanlar ve bunların ardılları almakta şuan. Peki, önemsediklerimiz kim?

Birincisi elbette ki tarafımı birçok kez teklere ettiğim gibi İşçi Sınıfı ve ‘Ezilen’ yığınlar almakta. Diğer birincil sorunda, ikincil de ve üçüncül sorunda hatta bu bütün mesele de bu sınıf ayrımından kaynaklanmaktadır diyerek Türkiye’nin tam bağımsız ve demokratikliğiyle ezilen – ezen çelişkisinden söz etmekteyiz.

Hem ‘Halife’lik hem ‘Eş başkan’lık
Bu yüzden son günlerde sık sık dillendirilen Türkiye’yi büyütmek adına (ki bu iş BOP’tan ayrı lütfen tutulmasın, BOP bu işin bir şekilde mayasıdır tabi tutma olasılılığı da tartışılır) girişilen Türkiye’nin sınırlarını da zorlayacak yeni bir planın devreye girmesinin ilk adımları olan ‘Yeni Osmanlıcılık’ ve Erdoğan’ın batılı gazetelerde ‘Halife’ olarak tarif edilmesinden sonra, burjuva manşetlerden fırlayan öneriler dizisinin oluşmasıdır.

Peki, bu dizide ‘Hoca’nın Erdoğan’ın yanında rolü ne? Örneğin ‘Hacı’ olmamasına rağmen Fethullah Hoca’nın Mekke ve Medine yerine gidip FBI çiftliklerinde Amerika’ya yerleş(tiril)mesinin nedenlerini(?) soralım ve Fethullah kliği Suudi Arabistan yerine neden Amerika’ya yerleş(tiril)miştire cevap bulalım?! Erdoğan’la bunun ilişkisi ne? Biliniyor ki birçok bakan (Abdullah Gül’de dâhil) AKP milletvekili Fethullahcı ve bu tarikatın üyesi.

Fethullah neden Suudi Arabistan yerine Amerika’da?

Cevaplayalım! Çünkü şeriat kanunlarına göre, Fethullah kliği şeyh statüsüne soyunduğundan ve müritleri olduğundan, Suudi Arabistan sınırları içerisinde ele geçirilirse, hemen katledilme olasılılığının çok mu çok yüksek olmasındandır. Bunu sanırım bir dini bilgisi olmamasına rağmen Fethullah denen kliğinde biliyor olduğunu düşünmemizden kaynaklanmakta ama birçok Fethullah fanatiğinin (fanatizm=darkafalılık anlamında) bunu bilmiyor olmasındandır. Yani İslamiyet’te şeriatta ve Kur’an’da şeyhlere ve ya tarikat liderlerine yer yoktur. Özetle, Allah ile kul arasına kimse giremez emri burada kıstastır!

“Allah ile kul arasına kimse giremez” ama bizim ülkemizde bunu aratmayacak ilkler yaşanmakta. Örneğin hemen hemen her şeyi ithal olan Türkiye bu konuda da sözcülüğü ve birinciliği kimseye vermiyor. Tarihten bu yana bu hep böyle olmuş. Osmanlı’da da Türkiye’nin cumhuriyet olması sırasında da. TV’leri, gazeteleri açın bakın: ne yazıyorlar ne diyorlar pek bilmiş tarihçilerimiz(?) bunu eminim göreceksiniz.

Dedikleri aynen şu son günlerde: Osmanlı sosyal bir devletti, muhteşemdi vb. gibi birçok tarihle örtüşmeyen zırvalık. Sosyal devlet anlayışını peki nereden çıkarıyorlar? Elbette AKP’nin aymazca dağıttı kömür-makarna ve beyaz eşya yardımını meşrulaştırma mantığından kaynaklanmakta. Amaç AKP ile Osmanlı arasında bir bağ bir paralelik kurmak! Yetenekleri var, kuruyorlarda.

Peki, ne diyorlar? Osmanlı’nın (pek gülünç ama) dini siyasete alet etmemiş olmamasından söz ediyorlar. Diğeri de bütün Müslüman ülkelerine hep yardımları olmuş. Hem maddi hem de manevi. İşlemeli birkaç bi’şey göndermişler (bunu ben değil pek değerli tarihçilerimiz söylemekte) karşılığında da yine Kur’an’ın cariyeye karşı olmasına rağmen ve kesin hükümlerinde yanında, nikâhlı olsa gam yemeyeceğiz çünkü Kur’an’da nikâha yer var ama bunlar tersi bir durum içerisinde cariye almışlar, kullanmışlar, satmışlar, vermişler sonra yeninden almışlar. Yani al gülüm ver gülüm muhabbeti.

Hz. Muhammed zamanın bir devrimcisi olarak köleliği kaldırırken bunlar köleliği meşrulaştırmış ve kadını sürülecek olan bir tarlaya benzetmişler. (Son günlerde bu kadınlar Türbanlarıyla jeeplere binmekteler ya da açıktılar ama AKP’ye yaranmak için örtündüler.) Yani her şeyleri rezerve edilmiş durumda. Dinleri, ibadetleri, camileri, inançları. Hepsi bir iktidara ya da ranta endekslenmiş tarih boyunca. Kültürleri bunun üzerine kurulu. Kitapları değiştirilmiş, eklemeler yapılmış, yorumlar ve hadislerle kendilerini güçlendirmişler. Etkilenmişler.

Zira diğer bir örnekte yine Osmanlı İmparatorluğu’nun Bektaş-i Ocağı’na bağlı olan (herhangi bir ülkenin silahlı kuvvetini – ordusunu düşünün) o dönemin silahlı kolu konumunda ki Yeniçerilerin lağvedilip, dönemin padişahı değiştikten sonra Bektaş-i’lere bağlı oldukları için Yeniçerilerin katledilmesinin yanında 50 bin Alevi’nin İstanbul’dan İzmir’e kadar yalın ayak yürütülüp katledilmesini de katarsak bayağı bi sosyal devletmiş Osmanlı diyesi geliyor insanın. Ki diğer azınlıkları katmıyorum. Ya da Osmanlı’nın yayılmacı politikasını ve işgallerini dikkat edin daha emperyalizme bağlamadım. Ve/ya da Safevi Devleti’nin bastırılması durumunu. Tarihleri de sicilleri de bir hayli kabarık ne de olsa 600 yıl sürmüş bir imparatorluktan söz ediyoruz. Failli meçhul cinayetlerinin sayısının TC’yi aşması pek muhtemel ve normaldir.

‘Ezen – ezilen meselesi’nin farkına varamamak ya da red etmek!
Sopayla terbiye edilen ve anında nedamet getirebilecek bir durum şu sözünü ettiklerimiz. Tarih bu yönde yol gösteriyor çünkü.

O günden bugüne memlekette hakikaten hisli işler oluyor vesselam!

Bütün mesele aslında bu sayede milliyetçiliği zayıflatmak hatta yok etmek ve yerine dini sosu bol Gülenli, AKP’li, Amerikanlı yeni ve hatta TSK’lı bir yapılanma. Hazır yerel seçimler de yaklaşıyorken 29 Mart’ta yeni bir Ergenekon dalgası yaşanabilir. Hele hele Deniz Feneri yolsuzluğu tekrar gündemdeyken.

Yani başından beridir toplumları çürüten ve şikâyet ettiğimiz milliyetçiliğin yerine (yine faşizan ve ırkçı-dinci söylevlerle birlikte) gizli ve İslami bir faşizmle karşı karşıyayız. Zaten son altı yıldır bunun temellerini attı AKP!

Bu yüzden devlet içinde ki çatlak derinleştikçe ve büyüdükçe bu çizgiler daha da belirleniyor. Her dönem yeniden tarif ediyorlar kendilerini, ideolojik olarak her gün kendilerini kutsuyorlar. Bu kutsamayı yapan kuşkusuz CIA ve F-Tipi cemaatler marifetiyle desteklenen AKP’nin siyasal darbesi ve ‘ılımlı İslamcı’ olanlarla da yenileniyor. Tüm toplum, (Marksistler dışında) eski kabuğunu kuyruğuna doğru sıyırıp, yeni bir kabuğa bürünen liberaller, (kendine solcuyum diyenleri kastediyorum) tekelci sermaye kesimiyle birlikte eski bir batığı arıyorlar. Topluca saçmalamaktadırlar. O cici devletlerinin oysa kabukları dökülüyor, gönül ferahıyla çıktıkları Avrupa turlarından Kenya’ya, Tanzanya’ya uzanan ve yeni yeni askeri eğitim bir şekilde gören yeni Fethullahcı okulları açıyor bay Gül kliği, cumhur reisi olduğu ülkenin işsiz kalan üç milyon işçisini unutup safari turuna çıkıyormuş izlenimi veriyor, oysa ne ilginçtir ki kapkara teni simsiyah çocuklar kendisini sanki anadiliymiş gibi konuştuğu Türkçe türkülerle karşılıyor. Kimse bir gariplik duymuyor ‘nereden’, ‘ne zaman’, ‘nasıl’ öğrendi bu Türkçeyi bu kara çocuklar diye kimse sorgulamıyor.

‘Ulusalcılardan’, ‘milliyetçilerden’ bir cacık çıkmayacağını anlayınca o devlet denen heyula herkesi harcayabileceğini düşündüğü yeni bir formül buldu. Sağa – sola koşuştururken toplum bu heyulanın içinde elbette intihar edecek bir zümre yaratacaktır. Bu zümrenin kim olduğuysa belli, demokrasi sevdalılarımız.

Bu yüzden açık söyleyelim, devletin yüksek menfaatleri, Davossal çıkışlar ve diplomatik teamüller hatta nezaket telefonlaşmaları bizi zerrece ilgilendirmiyor. İnsanların onar onar, biner biner öldürüldüğü yerde nezaketi dert eden de hayvan oğlu hayvandır!…

Bir kez daha hatırlatalım: Bu savaş sınıf savaşımıdır!

Reklamlar