Posts Tagged ‘Erdoğan’

Demokrat Erdoğan…

Mayıs 20, 2013

lanÜzerinden pek bir zaman geçti, zaman zamanda kimilerince hatırlanır ama ben Erdoğan’ın Türban için “Velev ki siyasi simge” ve “Demokrasi bir araçtır” cümlelerini unutmam. Bunları Erdoğan’ın zihniyet haritasının ipuçlarından bir kaçı olarak değerlendiriyorum.

Önemsiyorum!

Keza “Biz muhafazakar demokrat bir partiyiz” cümlesini de…

Demokratlığı anladım da şu muhafazakarlıkla demokratlığı bağdaştırmayı halen bir türlü çözemedim. Demokrat olacaksın ama bir yandan da muhafazakarım diye caka satacaksın, ya da tersi. Kimse müdahale etmediği için bizimkisi (Erdoğan hazretleri) aç egoları, şişkin benciliğiyle promotere bakarak konuşuyor.

Bazen burjuvazinin nimetlerinden ve varlığından memnun olduğu için böyle konuştuğunu düşünüyorum.

Sanırım öyle…

Bu yüzden ülkemizde Erdoğan’ı “Gömlek değiştirdi”, “İleri demokrasinin yapıcısı”, “Vizyon sahibi lider” gibi sıfatlarla değerlendirenleri düşündükçe de tebessüm ederim.

Şimdi bunları sıralayınca burjuva demokrasisine neden inanayım ya da halk neden inansın(!), üstelik Erdoğan’ın 11 yıllık icraatları ortadayken diye sorarım, öyle değil mi?

Ha bu arada Erdoğan’ın, o burjuvazinin “Demokrasi”sine itibar etmemesini de tutarsızlık kabul ederim. Beşeri mi yoksa ilahi kudret mi desem bazen “Besmele” çekip ilahi bir otorotiye bağlı olmasının etkisi de var galiba. Kanımca Erdoğan’ın dünyevi olanla olmayanı birbirine karıştırdığı alanlardan biri de budur. İnancı, hem bu dünyayı hem de öbürünü ıskalamamayı gerektiren bir inanç. İşi hakikaten zor. Tanrı kelamı ile son derece beşeri olan demokrasisinin işlevini birbirine karıştırmasının nedeni bu.

Bazen öyle tuhaflıklar yapıyor ki, Erdoğan’ın yer yer kendini (zenci kelimesi kendisine aittir, yoksa ben siyahi cümlesini tercih ederim) “Zenci” olarak tanımlamasını, bir şiir yüzünden yattığı Metris Cezaevin de ne çileler çektiğinden dem vurabiliyor. Duyan da Erdoğan’ın yıllar yılı sefalet içinde işkencelere maruz kaldığını sanır, oysa yatmışlığı 3.5 ay gibi bir süredir ve Metris’te de deyim yerindeyse “Çiftlik hayatı” sürmüştür.

Elbette buda bir araç(?) demokrasinin bir aracı. Kızının başörtülüyken üniversiteye gidememesi de!

Bu sahne çok trajiktir ve Yeşilçam sahnelerine taş çıkartacak repliklerle doludur.

Gidememiştir ama Amerika’da başörtüsüyle haremlik-selamlık pizza partisi düzenleyerek ABD’deki İslamcı gençliği eğlendiren bir başbakan çocuğu olarak Türkiye’yi temsil etmiştir. Okulunu tamamlar tamamlamaz da soluğu babasının yanında alarak ayda 45 bin TL’ye babasına danışmanlık yapmaktadır. Asıl sahneyse kızın babasına “Baba kızına akıl danışıyor” veryansınıdır.

Görüyorsunuz değil mi(?) çağdaş olmayı ve demokratlığı, burada her yanıyla bir aydınlanma söz konusu. Ampul misali!

Bütün bunlar olur biterken Erdoğan’ın kimi yakınlarının da belirttiği üzere, kitap okumayla arasının pek hoş olmadığı yolunda yaygın bir kanı var. Daha çok şiirle içli dışlı olduğunu biliyoruz ki bazı şiirlerin ya şairlerini ya da dizelerini birbirine karıştırdığına da çokta tanığız. O nedenle Erdoğan hazretlerinin Platon’u ya da Antik dönemi okumuş mudur türü bir soru, pek gereksiz kaçabilir. Ya da demokrasi denince herhangi bir Yunan filozofunun yapıtlarından birini okumuş mudur bilmiyoruz ama çoğu zaman hepimizi şaşırtan okumalar yapabiliyor.

Örneğin: Antik dönem, doğrudan demokrasi olarak Erdoğan’a çok yakın bir sistemdir. Ya da oligarşik düzen ve/ya da seçkinci görüş (Elitizm) kralların iktidarda olmasını isteyen görüştür, bu da Erdoğan’a yakın bir görüştür. Bu görüşün babası da Platon’dur.

Şimdi geçmişten yani Yunan medeniyetinden bir büyük düşünür adamın işaret ettiği biri olarak, Batı medeniyetinin üç ayağından biri olan Yunan felsefesinden izler taşıyor olmak önemlidir. Bir AKP yalamasının (sanırım Bursa AKP milletvekiliydi) koltuğunu sağlama almak adına “Başbakanımız Peygamber soyundan gelmektedir, başbakana dokunmak ibadettir” çıkışına nazar bir şeydir. Pek tabii dokunulmazlıklar kaldırılmadığı için, bizde zaten ibadetimizi yerine getiremiyoruz. Bu başka bir konu yoksa cümle aleme nasıl ibadet edinildiğini gösterebilirdik.

Kabulümdür: Erdoğan hem ülkenin Batı’sıdır hem de Ortadoğu’sudur, kanıtı da BOP Eşbaşkanlığıdır, birde ABD devlet başkanı Barack Obama var, o da nihayetinde bir kölenin torunu olarak rengi siyah olmasına rağmen Saray’ın halen “Beyaz” olduğunu bize göstermiştir. Zaten BOP Eşbaşkanlığı görevini paylaşmaktadırlar. Medeniyet soyluluğu işte, böyle bir şey. Medeniyete katkısı olmayan Türk / Müslüman dünyasından böyle birisinin çıkması 100 yılda bir gerçekleşen “Mucizevi” bir şeydir ya da irsiyet bağıyla da olsa günümüzdeki temsilcisi olması bakımından Erdoğan’la gurur duyulmaya yol açmalıdır.

Ben tüyoyu verdim, belki Nazlı Ilıcak, Mümtazer Türköne, Engin Ardıç bunun üzerine yazabilirler, onur düşkünlüğü söz konusu olunca onların ilgi alanına giriyor şüphesiz.

11 yıldır tek başına (ABD ve Cemaati saymazsak) koca bir devlet biçimini sırtlamış, savaş konusunda Suriye meselesindeki tutumu ortada. Savaşı sevmese de, sevmediği bir şeyi ısrarla isteyenine tanık olmuşluğumuz da yok ama bu da sanırım demokrasinin gereklerinden biri.

Son 11 yıldır AKP’nin uygulaya geldiği demokrasiden tiksindiğimi söyleyeceğim ama sizin de işiniz gücünüz AKP’yi ve Erdoğan’ı eleştirmek diyeceksiniz o yüzden…

Platon, Erdoğan bedensel akrabalık hikaye: yaşasın demokrasi!

Var oluşçu pezevenkler!

Aralık 9, 2011

Kabul ediyorum, ülke normalde de çok karışık, şuan daha da karışık gibi ve karışacakta. Evet, belki de tarihinde görülmemiş bir şekilde bir oyun oynanıyor, kabul ediyorum. Çok büyük oyunlar oynandığı muhakkak, hem de emperyalizmin bilinen ayak oyunlarına yakın bilindik oyun, uyunana aşk olsun. Öyle ya başbakanımızın alnı secdeye varıyor, namaz kılıyor. Daha neyi dert ediniyoruz.

Sonuçta iktidarın vermiş olduğu mukaddes güç, AKP’yi muktedir kıldı. Tayyip’e padişahlığı yakıştıranlar Tayyip’i artık çok farklı yere koyuyor. Tanrı ötesi bi’şey, seçilmiş kişi falan muamelesi yapılıyor şuan kendisine. O bu değil, halis muhlis Türk İslam şeyi işte.

Sıralama yapıyorum: bunlardan birincil isim elbette Egemen Bağış denen zatla birlikte, Ali Babacan, Davutoğlu ve yılanın başı gibi görünen BOP eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kliği ile birlikte İngiliz gülü Abdullah’tır. Elbette asıl kral ve kraliçe durumundaki kişi Fethullah kliği asal olarak bu pisliğin başını çekmektedir. Öyle ki Fethullahçı cenah var oluşçu pezevenkler tanımını hak etmektedir.

Öyle ya herkes çeşitli tezler sıralıyor; kısaca anımsayalım. Birinci ve en doğrudan tez şu: futbol camiasındaki dengeleri bozmak, oluşan çatlaklara yerleşmek için büyük bir hamle gerekti, şimdi şike cezalarının indirilmesi, ardından tutuklu bazı isimlerin salıverilmesi ihtimalinin ortaya çıkması, cemaat “operasyonunun” yarım kalması endişesi yaratı.

Birincil örnek Serdar Turgut denen ipne… Kendine bakmalıdır.

İkinci tez, bir öncekinin üzerine bir adım daha atıyor ve işin içine Ergenekon, Balyoz, KCK gibi davaları, tutuklu milletvekilleri gibi boyutları katıyor. Kabaca, şike soruşturmasından tutuklananların salıverilmesi diğer davalar için de emsal olacak; cemaat AKP’nin bu davalarda da geri adım atmasından çekiniyor fikri ortaya atılıyor.

Üçüncüsü de, benzer şekilde, ikincinin bir devamı gibi… Yüzde 50 oy, üzerine seçim sonrasında düzen muhalefetini hırpalamakta gösterilen başarı, AKP’de kendisini bu noktaya taşıyan iddialardan uzaklaşma eğilimini güçlendiriyor, Emre Uslu, örneğin, internetten “yeni anayasa umudum kalmadı” yollu şakımalar yayımlıya biliyor. Planın arkasındaki Arınç argümanlarını katmıyorum, Erdoğan’ın başkanlık ya da cumhurbaşkanlığı hülyalarının Gül’ün “psikolojisi” üzerindeki etkileri vesaire de bi’yana. Bunlar sıralanıyor ve bir fısıltı halinde “Erdoğan sonrası AKP ne olacak” sorusu dillendiriliyor. Sikimizde değil, umurumuzda da.

İç içe geçen bunca şey, bazıları düpedüz saçma gibi görebilir, örneğin 2. Cumhuriyet’in payandalarını düzenin bütün kritik kurumları içerisine yerleştirmek olan bir siyasi hareketin, yeni rejimi tesis ettikten sonra futbol gibi hayli kritik bir alanda neden frene basmak isteyeceğinin yanıtı yok.

Öyleyse? Emperyalizm!

Çünkü biliniyor ki emperyalizm son çeyrek yıldır din üzerinden saldırıyordur (ve) fakat dün milliyetçilik etkisini ön plana sunuyordu. Günümüz döneminde ise Müslüman toplumunun dini değerlerini suiistimal eden var oluşçu pezevenkler artmakta, bırakın vatanı, arsayı bile kişisel duygularından dolayı Afrika’da bile görülmemiş bir politika yürütülmekte ve başını da FBI çiftliklerinde, CIA’nin kucağında Suudi Arabistan’a girmesi yasak olan ve Arap anayasasınca idam edilecek ve de her şeye ağlayacak bir var oluşçu pezevenkimiz var: adı da Fethullah Gülen!

Bilin istedim: hesaplaşacağız!

‘Özgürlükçüler’ iyi bilir

Kasım 25, 2011

Çıldırmış ve akıl almaz bir toplumun durumu yaşanıyor bu ülkede, başını da Erdoğan çekiyor. “Özür dileyeceğim, özür dile, özür diliyorum”lar havada uçuşuyor. Kendi pisliklerinin üzerini bazen örtüp, bazen de utanmadan ayyuka çıkararak pişkince bağırıyorlar koro halinde, özgürlükçü kesilmiyorlar mı, “Demokrasi” gibi bitiyorum artık bende bu cümleye.

Öyle ya önceden hazırlanmış ve direktif verilmiş kameralar karşısına çıkıp TV’lerden Necip Fazıl üstadını kaynak gösterip işe biraz da din karıştırmak kolay. Erdoğan’ın Dersim Katliamı nedeniyle devlet adına özür dilemesinin samimiyetine inanarak, bu da bir adım deyip sevinmeden önce hatırlanması gereken tarihsel gerçekler de yok değil mi, sizce?

Erdoğan, konuşmasında katliamın sorumlusu olarak CHP’yi gösteriyor, Kılıçdaroğlu’nu da özür dilemeye davet ediyor. Oysa AKP’nin sürekli “Bizim geleneğimiz” olarak sahiplendiği Demokrat Parti’nin kurucusu Celal Bayar olan bitenlerde en üst düzey sorumluluk sahibi ve Dersim Katliamı yıllarında başvekillik görevinde değil midir ki, Erdoğan CHP’ye salt yıkarak böbürleniyor bu işi?

Dersim hakkında bilmediğimiz şeyleri mi açıkladı şimdi Erdoğan? Evet, başkaları için belki olabilir ama açıkçası Erdoğan’ın söylediği şeylerin de çoğunu biliyoruz zaten biz. (Bakınız yıllardır bunun mücadelesini veren ve belki de Dersim Jenosidi üzerine en kapsamlı site: dersim.biz)

Peki, ya “Demokrasi kahramanı” ilan ettikleri Adnan Menderes’i nereye yerleştirecek Erdoğan Dersim üzerinden siyaset yaparken? O da 1931 yılından itibaren CHP milletvekili değil miydi? Yani Erdoğan’ın özür dilediği bir katliam varsa ortada, bunda kendi gelenekleri de birinci dereceden pay sahibi idi ve ne o dönem, ne de sonrasında bu gelenekçi muhafazakâr takım, Dersim konusunda özür dilemek bir yana, yöre halkına karşı hep husumet beslemedi mi?

Erdoğan çok mu seviyor Dersimlileri?

Örneğin Erdoğan döneminde, “Cemevleri cümbüş evleridir” ya da belediye başkanlığı döneminde yıktırmaya çalıştığı ama beceremediği Karacaahmet Cemevi için, iktidara geldikten iki yıl sonra “Karacaahmet Cemevini yıktıramamak içimde halen uhdedir” sözünü bu 10 yıllık tarihin neresine koyacaksınız?

Sonra diğer bir örnek: Sivas Katliamı öyle ki Erdoğan’ın Dersim Katliamı özrünü düşünürken, son senelerde de Sivas Katliamı üzerine anmaların yasaklanması ve katliam sorumlularının saklanarak, cezalandırılmaması ya. Kaldı ki, AKP’nin katliamla somut bağını ortaya koyan ve katliamın sanıklarını savunan avukatlarının kendilerine AKP’de yer bulmuş olmasıysa bir hayli düşündürücü işte.

Ve/ya da işine geldikçe siyaset yapacağım diye ortalığa düşüp “Özür diliyorum” diyen birisinin “KCK operasyonlarını destekliyorum” demesini nereye koyuyorsanız bende Erdoğan’ın devlet olarak “Dersim için özür dilemesini” oraya koyuyorum.

Son olarak
Bugün devletin bütün imkânlarını kullanıp, Dersim üzerinden siyaset yapan Erdoğan’ın Seyid Rıza’nın idam edilmeden önce idamcılarına karşı kullandığı o meşhur sözünü kullanıp “Evladı Kerbelayız. Günahtır, ayıptır, zülümdür, cinayettir”, sözünü demagoji yaparak süslediği bu konuşmasını hakikaten gülünç bulduğumu da söylemek istiyorum.

İtiraf ediyorum: hiçbir inandırıcılığı yok, samimiyetten de çok uzak. Böyle olmadığını kanıtlamak istiyorsa Erdoğan hazır bugünlerde de hümanist kesildi başımıza, her yerde sık sık kullandığı Arap İslam’i geleneğinden söz ediyorsa (ki Arapların Türkiye’deki ahlak zabıtası konumundadır kendisi) ve de bunlarla da çelişmemek istiyorsa, çok sevdiğini iddia ettiği Peygamberi için 800 yıl önce Irak’ta gerçekleşen Kerbela Katliamı içinde, mensup olduğu din adına özür dilesin de olsun bitsin! Biz de inanalım bay başbakanın samimiyetliğine, öyle değil mi?

Öyle ya bu biraz zor işte, güçlü olan tarafa oynamayı tercih edenler çoğaldılar çünkü günümüzde. Nihayetinde bunu ‘Özgürlükçüler’ iyi bilir!

Bilgi: Ece Temelkuran bugün ki yazısında şöyle rakamsal bir veri vermiş özgürlükler bazında. Diyor ki, “2005’te terör suçu gerekçesiyle tutuklanan insan sayısı 273 iken ne oldu da bu sayı 2010’da 12.897’ye çıktı. Bu ülkede aniden hudayinabit gibi terörist mi yetişmeye başladı? Sorun onlara… Dünyada terör gerekçesiyle tutuklu bulunan insan sayısı toplam 35.117. Türkiye’de aynı gerekçeyle tutuklu olan insan sayısı 12.897! Eğer bir ülke tutuklu gazeteci sayısında dünya lideri olmuşsa, Rusya ve Çin’i bile geçmişse, sorun bakalım, korku sırasının onlara da gelmeyeceğinden nasıl bu kadar emin oluyorlar?” Ne diyelim, bunun içinde bir “Özür” bekliyoruz Erdoğan’dan, diler mi sizce?

Erdoğan, TIME dergisine kapak olursa?

Kasım 18, 2011

Suriye’de ‘Arap Baharı’na ayar verme işlemi, Türkiye’yi de okkanın altına götürecek mahiyette devam ederken TIME dergisinin Erdoğan’ı kapak yapması oldukça normal, öyle ya Suriye’de elçilik basıldı, bayraklar yakıldı, Atatürk tablosu parçalandı falan filan.

‘Komşularla sıfır sorun’ politikasına bakar mısınız? Erdoğan herkesten daha çok savaş çığırtkanlığı yapıyor. Son çeyrek yüzyılın en aşağılık politikasıyla karşı karşıyayız! Yeri gelmişken şu Suriye’de ‘Bayrak’ yakma olayına inanmıyorum, baştan aşağı düzmece haberler silsilesi 4. kuvvet diye tabir edilen medya(mız) akıllanmadı daha, Erdoğan emperyalizmin medya da iktidarın borazanlığını yapmaya devam ederken, ABD’nin ünlü dergisi TIME 28 Kasım’da piyasaya çıkacak olan sayısında Asya ve Avrupa’da Erdoğan kapağı ile çıkıyormuş. Kapaktaki söz de şuymuş “Erdoğan’ın Yolu” (Erdoğan’s Way). Erdoğan’ın kendi doğru bildiği yolda gittiği vurgulanan haberde, Türkiye’nin bölgesinde Arap baharı için giderek güçlü bir model oluşturduğu belirtiliyormuş…

Oysa TIME kapakta Türkiye’nin “pro-İslamic” lideri, yani İslam yanlısı lideri Erdoğan (Laik, demokratik ve Batı yanlısı) ülkesini bir bölgesel güç haline getirdiğinden söz ediyor olsa da, bu işin böyle olmadığını biliyoruz. Biliyoruz çünkü kaynağımız burada Erdoğan’dır ve yine Erdoğan’ın kullandığı emperyalist jargonlardır (bunu önceki yazılarda belirttim.) Emperyalistleri Suriye’ye saldırmaya çağıran da (bkz: bugün ki ajanslar.)

Netice de TIME’in Erdoğan’ı kapak yapması gayet normal, nede olsa işbirlikçilikte çığır açmıştır. Ve hakikaten de ‘Kapak’ olacak mahiyettedir. Her ne olursa olsun siz TIME gibi dergilere nazaran Türkiye’deki mizah dergilerini ciddiye alın derim, onlar TIME vb. gibi dergilere rağmen daha sağlıklı daha nitelikli analizler yapmaktalar.

Kapak olma meselesi
Bir de son olarak şunu söyleyeyim: bildiği, bilmediği, görev aldığı, almadığı her konuda konuşmayı, yorum yapmayı, eleştirmeyi ve böbürlenerek insanları çıldırtmayı amaçlamış güzide bir iştir oraya buraya kapak olma meselesi, ukalalık ve atıp tutmaya en güzel örnek olsa da kalıbının içindeki ayıpçı kelimeyi de varın siz söyleyin…

Not: ABD’nin güdümündeki muhaliflere açıktan destek verip Suriye bizim iç işlerimizdir diyen Erdoğanken, bayraklar yakılıp Atatürk posterleri yakılırken Erdoğan hakkında hiçbir tepki yok, biliyoruz ki Suriye’de var olan sözde muhalefet küçük bir grup ve organize değiller. İşin açıkçası organize edilmeye çalışılıyorlar, Amerikalılar gecenler de ağızlarından baklayı çıkardılar, ‘Bize en az 6 ay verin’…

Bu 6 ay içerisinde göstermelik bir ordu bile yaratacaklar, bir tane de komutan ve/ya da lidercik. Mısır, Tunus, Libya vs. Amerikalıların adını verdiği uyduruk bir konseylerle şuan o ülkeler İslami kanunlar ve hükümlere sürükleniyor. En son örneği Libya işte, İslam kuralları geçerli olacakmış.

Şimdi akla gelen ilk soru (eğer tutarsa ve emperyalistler başarılı olursa –ki bu sürece Erdoğan’da dâhildir–) Suriye Sudan mı yapılmak isteniyor sorusunu aklınıza getirebilirsiniz… Yine de bilinmez fakat bir yandan da şunu söylemenin yeridir… Öyle düzmece ve kıyıdan köşeden toparlanan adamcıklarla değil, önümüzde ki dönemlerde Suriye’de Erdoğan posterleri yırtılırsa şaşırmayın derim!

Kapı komşum bir Yahudi…

Ekim 9, 2011

Erdoğan geçenlerde Güney Afrika’da “İsrail’i bölgesi ve çevresi için tehdit olarak görüyorum çünkü atom bombası var” demiş. Dikkat ediyorum son birkaç yıldır antisemitizm üzerinden çok özel ve bilinçli bir politika yapılıyor, özellikle de AKP iktidarı tarafından…

Öyle ki sokakta ki herkeste birer Yahudi karşıtlığı oluşmuş durumda… Durum böyleyken, gelin görün ki AKP’ye yakın olan sözde yazılı ve görsel basın şu son on yıldır Tayyip ve partisini sanki antisemitizm karşıtıymış gibi göstermeye çalışıyor… Hem de inatla!

Tayyip seçilmiş kişi ya… /ya da “A K P” isim olarak sanki Kur-an’da geçiyormuş gibi bizlere muamele yapıyorlar. Utanmasalar Tayyip bilmem kaçıncı kuşaktan Hz. Muhammed’in soyundan(!) diyecekler. Hele şu Zaman gibi yayıncıklar ve türevleri, hakikaten akıllara zarar verir bir şekilde yayımcılık yapıyorlar ve bilinçleri zorluyorlar… İnsan aklına hakaret derler ya aynen öyle…

Tayyip efendiye kim muhalifse ya Ergenekoncu bilemediniz ya Yahudi ve/ ya da Ermeni olmak zorundadır… Buna bazen komünistleri de ekliyorlar en çokta bu hoşuma gidiyor. Bazen de PKK’lileri ve Kürtleri, bilemediniz bazen de işine geldiği gibi Suriye söz konusu olduğunda (Bilgi notu, bkz: “Esad, AKP Müslüman Kardeşler’in hamisi gibi başlıklı yazı) Nusayriler üzerinden Alevileri suçluyorlar.

*

Örneğin Filistin söz konusu olduğunda.

Hatırlıyor musunuz, bilmem ama bizimkisi Filistinlileri çok düşünüyordu hani Somalileri düşündüğü gibi… Sanki gerçekten bağımsız bir medyaya sahipmişiz gibi bizde inanmıştık boyalı ve burjuva medyamız bize yansıtırken Somali’de olanları, (hikâye gibi) Erdoğan efendi Somali’de birkaç siyah benizli çocuğu seviyordu, Emine Erdoğan ise beyaz elbiseli ve beyaz Türbanlı haliyle her şey güllük gülistanlıkmış gibi, yüzüne nur gelmiş bir evliya ve bir melek gibi o nidalarla çocukların başını okşamasını kendi sevincimiz haline getirmiştik.

Hakikaten ne oluyordu Somali’de?

Somalililerin içinde bulunduğu açlık ve yoksulluk zenginlerin değil de fakirlerin mi suçu?

Çünkü orada ki bütün Somalili çocuklar bizdik ve açtık!

Bu kadar aşağıda olamayız diyorum hep içimden, hayır olmaz bize yakışmaz, bütün Somalili çocuklar biz olmalıydık!

Hepimiz birer Somaliliyiz, hepimiz Somali’yiz!

Bu kadar aşağılık bir politika olabilir mi? Oluyor işte, ne diye mi bağımsız” medyamız olunca her bok oluyor, Emine hanım o nur yüzüyle kucağına aldığı çocuğu koktuğu için aniden kucağından atıyormuş gibi hareketler sergileyip, “şansımı yeniden deneyeyim. .” nidalarıyla başka bir çocuğa yöneliyor, o da ne aman Tanrı’m bu çocukta toz ve pislik içinde, üzerini temizlemeden önce ellerini temizleme ihtiyacı duyuyor, ellerini birbirine vuruyor, çırpıyor bi’şeyler ediyor, temizlenmeye çalışıyor…

Nihayetinde tuhaf bir görüntüydü gördüğüm.

Görmediniz değil mi?

Ben gördüm…

AKP tarafından besiye çekilmiş medyayı izlemeseydiniz siz de görürdünüz diyeceğim ama neyse(…). Ne diyeyim buda “muhalif” olacağız diye bizim atıp tutuklarımız, inanmayın!

*

Sonra ne oluyor! Erdoğan, Müslüman ve Somalili olduğu kadar Filistinlileri de düşünüyor ya, (dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama adamın ağzından bir tane bile bir Filistin cümlesi çıkmıyor) Gazze’yle başlıyor Gazze’yle bitiyor bütün cümlelerini… Sanırsınız ki bilgi dağarcığı o kadar: yukarı Gazze, aşağı Gazze!

Hâlbuki zeki adam.

*

Hep aynı nakarat.

Peki, ne diye Gazze?

Çünkü Gazze HAMAS, çünkü Gazze Filistin değil, çünkü Tayyip efendi Filistinlilerden daha çok seviyor Gazzelileri…

Şimdi bizimkisi İsrail’i tehdit olarak görüyormuş, doğrudur tehdittir. Hem de o söylemeden ve keşfetmeden önce de bu böyleydi muhtemelen yarında öyle olacak. Fakat onun anlattığı şekilde bir tehdit ve onun anlattığı gibi bir tehdit olarak değil. Olsaydı Tayyip efendi “Van minüt”ten sonra o iktidar koltuğunda oturmaması gerekirdi zaten. Bakın ki çelişkiye oturtuluyor!

Ta referandum öncesi teninin renginden dolayı ABD başkanı olacak diye ortalıkta fink atıp tutan liberallerimiz Obama’yı yere – göğe sığdıramazken seçildiğinde naralar atanlar bilir mi – bilmez mi bilinmez ama işte onların o koskoca ABD başkanı yakın zamanda gerçekleşecek olan seçimlerden dolayı kendisini iktidardan al – aşağı etmesinler diye Amerika’da Sinagog’lardan çık(a)mıyor.

Tayyip efendiyse ne hacet Sinagog diğer dinler ve azınlıklar, o “benim yerim Camii’dir” diyor, umarım hepte orada kalır hatta temennim oradan çıkamaması ama Ortadoğu’da ABD’liler adına tur attırılırken bizimkisi birden saçma sapan sözler sarf edip “kişi laik olur, devlet laik olmaz” deyip “laik” oluyor ve sözde İsrail karşıtlığı yapacağım derken bir bakıyorsunuz Ortadoğu’da daralan İsrail politikalarının alanını genişletmek adına çemkirirken Ortadoğu’da İsrail’in onayı olmadan gezemezken İsrail yine tehdit(?) Oysa ona orada ABD ile birlikte İsrail bir Ortadoğu turu attırıyor ve bizimkisi Türkiye’ye gelecekken birden soluğu ABD’de alıyor. Ne kerameti kendinden menkul başbakan değil mi(?) 9 yaşındaki bir Filistinli çocuğa değil Gazze’de ki çocuğa kurşun sıktığı için suçluymuş gibi ağlıyor – saldırıyor ama ne ilginçtir İsrail’de bu“çemkirmeden” memnun kalıyor. Çünkü İsrail HAMAS’ın hesabını onlardan değil, Filistinli çocuğun üzerine bir şarjör dolusu mermi boşaltırken zaten alıyor. Bir parça aklımla ben biliyorum ama o bir başbakan olarak bilmiyor.

*

Peki, şimdi soralım neden suçlu İsrail?

HAMAS’ı Mısır’da oluşturulmuş özel tünellerden El-Fetih’e karşı beslediği için mi?

Yâda?

1990’dan bu yana Amerika’daki seçimlerde 50 milyar Amerikan $ para yatırıp, “Demokratlar”ın kampanya giderlerinin yüzde 60’ı “İsrail yanlısı” köşe yazarı ve “Cumhuriyetçiler”in yüzde 35’ini finanse ettiği için mi?

Başka mı?

Amerika’nın en etkili gazetelerinde kiralanmış “61 İsrail yanlısı”  köşe yazarını, 3 büyük televizyon kanalı ve 4 büyük film şirketi aracılığıyla Amerika’nın İsrail’in her türlü pis işine göz yummasını sağladığı için mi?

Daha mı?

Dışarıdaki İsrailliler bin bir tezgâhla servetlerine servet katarken içeride ki her üç İsrailli’den biri yoksulluk altında yaşadığı için mi?

Evet, İsrail “tehdit!”

Birçok neden de sayabilirim ama iş atom bombasına geliyor o zaman da yiyorsa konuşalım derim(!), Tayyip efendi gibi ortalıkta ulu orta konuşacağıma biraz susmayı denerim. Netice de sokaktaki adam bir gün “uyanıp” sorarsa ve bir gün derse “onların yüzü suyu hürmetine iktidardasın”, ama “bilmende lazım Amerika’nın İncirlik’te beslediği atom bombalarını nerene saklayacaksın” diye sorarsa yine hepimiz onlar istiyor diye “Yahudi, İsrailli, Ermeni, Komünist ve PKK’li mi” olacağız?

Küfür edeceğim ama kime(?), netice de Tayyip efendinin kafasına göre iktidarla devlet arasında büyük farklıklar varmışta (ve biz bilmiyormuşuz gibi davranacağız) en iyisi mi ben Tayyip gibi davranayım “devlet”e içimden hokkalı bir küfür sallayayım da o zaten iktidarı bulur.

Bulmasa da buldururuz.

Ama işinize her geleni kapı düşmanınız diye etnik ve milliyetçilik üzerinden suçlamayın…

Muhalif olmak için ne komünist ne de Yahudi olmaya gerek var, bu biraz meziyet ister görünen köy için kılavuz istenmez derler iktidar üstüne alınmasın ne de olsa Tayyip’in AKP’siyle devlet arasında fark varmış öyle ya devlet değil mi(?) bütün devlet yetkililerinin ta… … diyeyim!

Neticede sosyalistler küfür etmez diye kutsal kitaplarda bir ibare yok, en iyi emperyalistin .mına koyayım!

Not: FKBC WebBlog’un da imzamızla yayımlanan HAMAS ile ilgili yazıyı şiddetle öneriyoruz. Makaleyi okumak için yazı başlığını tıklayın: Sistematik izolasyon HAMAS aristokrasisini zenginleştirirken

WikiLeaks, neyin peşindesin olum sen?

Kasım 30, 2010

 “Piçleri merakta bırakmayı tercih ederim!”
(Julian Assange)

Julian Assange, anne-babası Vietnam Savaşı karşıtı bir gösteride tanışmış “Hacker”lıktan gazeteciliğe geçmiş bir aktivist. Şimdilik muhalif bir adam olarak tanımlayabiliriz. “Yönetişim olarak komploculuk” başlıklı bir tür manifestosunda; bilgi sızdırılması sayesinde, bilgiyi gizli tutmak sayesinde hükmünü sürdüren ve halkını temsil etmeyen yönetimlerin nasıl yıkılabileceğini anlatmış ve sitesinde ifşa ettiği gerçeklerle sanal ortamdaki aktivizmi bambaşka bir boyuta taşıyan ve de kendi deyişiyle “Radikal demokrasi”yi vaaz eden Assange, WikiLeaks web sitesiyle Dünya’nın küresel darbesini yapan biri olarak tarihe geçmiş durumda.

Günlerden Pazar’ı, Pazartesine bağlayan zaman denilen şeyin sabit durmayan bir saat diliminin içerisinde tam olarak 28 / 29 Kasım 2010 tarihleri arasında cereyan eden muhtemelen onun bunun da uluslararası komplo diyeceği bir hal alarak devam ediyor.

Başlangıçta ABD’nin başını ağrıtan WikiLeaks, Amerikan Dışişleri’nden sızdırdığı belgeleri açıklamaya başladı… Anlaşılıyor ki bu ABD ile de sınırlı kalmayacak!

Öyle ki açıklanan belgeler değişik gizlilik derecesinde olup “Top Secret!” tarzında casusluk filmlerini aratmıyor. Amerikalılar dışında yabancılar tarafından görülmesi kesinlikle yasak olan belgeler. ABD büyükelçilikleri tarafından Washington’a gönderilen belgelerin 11 bini gizli ibaresi taşırken, 9 bini yabancılar tarafından görülemez ibaresi taşıyor.

Küçük bir anekdot, sızdırılan belge sayısı 251 bin ve ilk sızdırılan belge 2002 tarihli. En çok telgraf gönderen büyükelçiliklerin başında Ankara, Bağdat, Amman, Kuveyt ve Tokyo büyükelçilikleri geliyor. Ki, Ankara’nın gönderdiği telgraf sayısı 8 bine yakın.

Şöyle ki; WikiLeaks’in olay yaratan belgeler serisinden bir diğer örnek ise 30 Aralık 2004 tarihini taşıyan, gizli ibareli ve de dönemin ABD büyükelçisi Eric Edelman’ın yazdığı belge.

Raporun en can alıcı kısmı ise Erdoğan’ı iyi tanıyan biri Amerikalılar’a onu şöyle özetliyor (bu kişi acaba Emine Erdoğan olabilir mi:) “Tayyip Allah’a inaniyor, ama Allah’a güvenmiyor…” Edelman ayrıca, Fethullah Gülen cemaatinin AKP içinde etkisinin çok büyük olduğunu o dönemin kabinedeki Gülencilerden örnek vererek gösteriyor.

Der Spiegel’in yer verdiği ABD belgelerinden devam edelim;
– Amerika, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a güvenmiyor. Muhalefet ise tam bir komedi..

– Erdoğan’ın dünyaya bakış açısı, hiç bir zaman gerçekçi olmamıştır. (Mayıs 2005)

– Erdoğan, Tanrı’nın “Allah’ın” Türkiye’yi yönetmesi için kendisini seçtiğine inanıyor ve kendisini Anadolu’nun “Volkstribun”u “Almanlar’ın Roma İmparatoru Sezar’ı tanımlamak için kullandıkları tabir” olarak görüyor.

– NATO’daki en büyük ikinci askeri güç olan Türkiye’nin başbakanı Erdoğan, çeşitli bilgileri genel olarak İslamcı gazetelerden alıyor ve kendi bakanlıklarının yaptığı araştırmalara bile gereken ilgiyi göstermiyor.

– Bu nedenlerden dolayı, istihbarat ve ordu artık bazı bilgileri kendisine iletmekten vazgeçmiş durumda.

– Kimseye pek güveni olmayan biri ve etrafında sözünden çıkmayan dar çemberden oluşmuş bir danışman grubu bulunduruyor.

– Her ne kadar atıp tutuyor ve gürlüyorsa da gücünü kaybetmekten korkuyor.

Organize işler bunlar…
30 Aralık 2004 tarihli belgenin devamında 21. Madde’de Erdoğan’ın İsviçre Bankası’nda ki hesabıyla ilgili olan iddiası Edelman tarafından ABD’ye bildiriliyor. Edelman notunda şunları söylüyor: “AKP, yolsuzlukların kökünü kazıyacağını söyleyerekten iktidara geldi. AKP’ye yakın olanların anlattığına göre, ilişkilerdeki çatışmalar ya da partinin ulusal, bölgesel ve yöresel ve bakanların yakın aile fertleri arasında ciddi çıkar ilişkisi ve çatışma olduğu söyleniyor. İki ayrı kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre, Erdoğan’ın İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var. Oysa Erdoğan bunları oğlunun düğününde gelen hediyeler ve dört çocuğunun okul masraflarını ödeyen Türk işadamından kaynaklandığını söylüyor. Bu ise çok yüzeysel bir açıklamadır.”

Yine WikiLeaks belgeleri liboşlara kapak olacak mahiyette… 8 Haziran 2005 tarihli, ABD Büyükelçiliği’nden gönderilen bir belge var ki durum mahkemeye taşınacak gibi görünüyor. Söz konusu belge hükümette Erdoğan ile Gül arasındaki çekişmeyi konu alıyor. Hangi bakanın hangi tarikat ilişkileriyle göreve geldiğinin anlatıldığı belgede Abdulkadir Aksu hakkında çok ağır ithamlarda bulunuluyor.

Belgede Hanefi Avcı’nın Emniyet Genel Müdürlüğü Organize İşler Şube Müdürlüğü’nden alınmasını da anlatan bölümde şunlar yer alıyor: “Sami Güçlü’nün görevden alınması, Erdoğan’ın Abdullah Gül’ün etkinliğini kırma niyetinde olduğunu gösteriyor. Akşit ve Ergezen’i İçişleri Bakanı Aksu karşısında güçlü birer rakip yapar. Eker’in atanmasıyla da Erdoğan, Aksu’nun alanını daraltır. Aksu, son olarak, Erdoğan’ın amaçları doğrultusunda Hanefi Avcı’yı devreden çıkararak Erdoğan’ın isteklerini yerine getirdi. Hanefi Avcı, Emniyet Genel Müdürlüğü organize suçlarla mücadele daire başkanlığı görevini yapan Gülen cemaatinin bir mensubu olarak, AKP’nin içine kadar giden yolsuzluk soruşturmalarıyla dikkati çekmeye başlamıştı. Erdoğan bir süredir Aksu’dan, bazı milletvekillerini AKP’den uzaklaştırma çabası nedeniyle rahatsızdı. Aksu’nun Kürt ayırımcılığı, eroin ticaretine adının karışması, 20 yaşın altındaki genç kızlara düşkünlüğü ve oğlunun açıkça mafya üyeliği kabinedeki konumunu zayıflatıyordu.”

Devamla Erdoğan’ın danışmanları için “Yetersiz” ifadesi kullanılırken, Davutoğlu’na yönelik de “Olağanüstü tehlikeli” nitelemesi yapılıyor. Amerika’nın Ankara Büyükelçiliği’yle yapılan yazışmalarda, Türkiye’nin ekseninin doğuya kaymasına ilişkin endişelere yer verilirken, AKP’lilerin çoğunun İslami tarikatlara üye olduğu, Türkiye’nin İslam devleti olma yolunda ilerlediği iddia ediliyor.

“Yolsuzluk yapan bir hükümet
ve ona göz yuman bir İslamist…”
Benim çıkarttığım sonuç, WikiLeaks kadar detaylı olmasa da bütün pisliğin ve kokuların merkezini söyleyenler zaten vardı… Örneğin sosyalistler ve Marksist teorisyenler… Ayrıca Tayyip ne yapıp edip bu işin içinden çıkmak için “Bunlar ak hükümeti yıpratma çabasıdır” vb. gibi bir şeyler desin… Hazır Amerika “WikiLeaks terör örgütü sayılsın” dedikten sonra. Bu arada iktidardaki zihniyet ABD’lilerin tarif ettiği şekliyle şudur: “Yolsuzluk yapan bir hükümet ve ona göz yuman bir İslamist…”

Neyse. . Dedim ya uydurma bir gündemle her şeyi unutturma ihtimalleri de yüksek. Ya Julian Assange için bu adam Ergenekon’un dış uzantısıdır, olmadı KCK’nin arkasındaki asıl beyin adamı, o da olmadı Devrimci Karargâh Örgütü’nün lideridir diyebilirler. Neticede toplumumuz buna uygundur ve böyle bir kurgu gerçekleştirilirse Tayyip ve şürekâsı şu WikiLeaks denen şeyden sıyrılabilir… Olmadı bunlar fitnedir ve dinimizce bu tür şeylere inanılması caiz değildir de diyebilirler.

Ben seçenekleri sıraladım… Gerisi ak iktidarımıza kalmış!

Tayyip’e güveniyor ve inanıyoruz, o ki bu ülkede kıt kanaat yaşayan işçinin, emekçi ve emekliyle birlikte üniversiteli gençliğinin, yoksulların, kadınların ve çocukların ahını alarak sekiz yıl boyunca iktidar koltuğunda oturabilmiştir… Bir sekiz yıl daha neden oturmasın? Bu kudret kendisin de mevcuttur!

Şimdi oldukları gibi görünebilirler… İkiyüzlü, riyakâr, inkârcı ve iftiracı…

Tanrı bile bunlarla baş edemiyor kaldı WikiLeaks!

Not: WikiLeaks sitesini ilk engelleyen ülke İran’la ilgili fantezileri olan Suudi Arabistan oldu, ardından da Suriye, Çin… Geriside gelir artık, sansürleyen sansürleyene bari şu sansür furyası buralara gelmeden filmi gişe rekorlarını kıracak ve kitabı olsa bir gün içerisinde “Bestseller” olabilecek WikiLeaks belgelerini yayımlamaya devam etse de belgeleri yalnızca yayınlayanların kendisi okumasa…

Not 2: WikiLeaks’a nasıl ulaşılacağına dair önemli bir bilgiyi atlamışım, elbette WikiLeaks’in Türkiye’de de engellenmesinden kaygılanlar ve İngilizcesine güvenenler, WikiLeaks belgelerine ulaşmak için (link yazıldığı gibidir) http://wikileaks.org/’ linkini tıklayabilirler.