Posts Tagged ‘AKP’

AKP’den umutlu olmak

Mart 8, 2013

dhb-halkinbirligiAKP’nin şakası yok, üstelik 10 yıldır da söylüyoruz…

Malum bizimkiler (bizimkiler dedik ya, başlıkta AKP’den umutlu olmak olunca, bazıları tarafından AKP’ci damgası yemesek iyi) önlerine uzun zamandır bir hedef koymuşlar:  2023.

Bu tarihi göremeyeceklerini biliyorum, ama niyet önemli derler ya bunların niyetini okumak önemli.

Şakası yok derken, hadi canım diyenler biz söylerken her şey yaptılar, ne mi(?) örneğin: bazen “Darbeci”, bazen “Ergenekoncu”, bazen de “Demokrasi” karşıtı…

Bugün Ergenekon’un yanına Devrimci Karargâh Örgütü ve KCK davaları eklendi, Ergenekon’da ulusalcılar biçildi, Devrimci Karargâh üzerinden devrimcilere gözdağı verildi, KCK davasıyla da Kürtler tasfiye edilmeye çalışılıyor. İslami faşizm Türkiye’de böyle yükselirken, aynı zamanda da sağcıları ve solcuları da aynı potada da eritti, öyle ki Yargı, HSYK, Emniyet, TSK bugün AKP’nin elinde değil bilakis cemaatin yükümlülüğü ve yaptırımı altında, geriye bir MİT kaldı(!), o da Tayyip kliğinin elinde, bizimkisi Nakşi ya cemaati iplemiyor, takmıyor, bay Gül ise cemaat konusunda oldukça hassas ve kırılgan gibi duruyor. Hatta padişah bozuntusu Tayyip dışında bütün AKP’li yardakçılar (köleler terimi daha uygun sanırım) vekiller her gün demeç demeç hoca efendilerine selam gönderiyorlar basın üzerinden. Yalarız, yutarız tarzından…

Dedik ya: AKP bir sermaye partisi, sermayeyle birlikte finans kapitale, yani kâğıt paraya dayalı bir iktidar. Hoca efendinin din çarkı da öyle. Bu iktidar ve padişah bozuntusu Tayyip efendinin ağzından hiç düşmeyen “Koalisyonlar ülkeye bir fayda vermedi, tek başına iktidar olarak onların yapamadığını yaptık”larla günü idare etmenin peşinde de olsa, şu son günlerde bir kez daha gördük en büyük koalisyon AKP’nin 10 yıllık siyasi tarihinde gerçekleşmiş: ABD-AKP-Cemaat paradigmasında belki de nesiller sürecek bir yapı oluşturmaya çalışıyorlar… Şakası yok derken kastımız biraz da bu…

Şimdi çattırtıyor bu koalisyon, çokta büyük bir gürültü çıkaracağa benziyor… Ömür boyu seviyeli bir ilişkileri olacak değil ya, her şeyi halettiler neticede, sağ-sol, en son Feto karşıtı diğer irili-ufaklı cemaatleri bertaraf etmekti onu da yaptılar. Malumdur Allah katında okunmuş-üflenmiş Cübbeli içerideydi de, hoca efendisine söz verip bir de üstüne hoca efendi için “Rüyaya yatınca” salıverdiler… Nasıl derler Allah bile yetişemiyor bunlara…

Türkiye’deyiz diyoruz, onlar Ortadoğu’dayız diyorlar. Alakamız yok oysa ne biçim bir çelişkidir ki, zoraki bir Ortadoğululuğumuz söz konusu oldu. Varsın olsun!

Çökecekler, çökerken de biz bu tuzu kurulara tahammül etmek zorundayız. Bu da zoraki bir görev!

Türkiye’deyiz, alın teriyle işinden çıkan işçiyi, patron karşısında disiplinlileri, namazını eksik etmeden çalışan işçileri anlamak zorundayız. Ufuk bu.

Sabah kalkacak işe gidecek, eve gelecek, namaz kılacak, sabah yine işe gidecek, TV kanallarında verilen her türlü ibneliği seyredip inanacak, Cuma’yı kaçırmayacak, ezan okunduğun da çalmayacak… Cuma namazından ve ezan her okunduktan sonra da günlük hayatlarına yani puştluklarına dönecek… AKP’nin tam da istediği ve yaratmak arzusu güttüğü insan profili…

Emperyalist rekabet, badem bıyıklı vizyonerlerin büyük Türkiye düşü…

Adım adım bir kâbus kuruluyor, bu kâbus kurgusu sokağa yansımak zorunda ve yansıyor da.

Bunu 15 Nisan’da Bakırköy’de gerçekleşen Grup Yorum’un “Yaşasın tam bağımsız Türkiye” konserinde 350 bin kişi olarak, 2012 – 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda ve yasaklı olmasına rağmen gerçekleşen en büyük sivil 19 Mayıs törenlerinde ve son olarakta 105 koruma, 20 zırhlı, 8 TOMA aracı ve 3600 polisle bilim düşmanlığını künyesine kazımış, eğitim politikaları İmam Hatip okulları açmakla sınırlı bir hükümetin başbakanı köklü bir bilim kuruluşuna savaşa gider gibi gittiği ODTÜ’de boyunun ölçüsünü aldığında gördük.

Bakarsanız, görürsünüz! Ben ne yapabilirim diyenleri dalga dalga burada görüyoruz.

Örgütlü güç hareket olarak güç kazanmazsa ve inisiyatifi almazsa, AKP’nin kurduğu bu yapı yine emekçilerin başına yıkılacak.

Sindirilmiş, faşist badem bıyıklıların her dediğine direnen ve aklını koruyanların, sınıfın aklını öne alan, halkın vicdanına bakmak önemlidir.

Tanrı’ya güveniyorlar ama üzerinde İngilizce “Tanrı’ya güvenmeyen”rengi yeşil yeşil Amerikan dolarlarını görüyoruz…

AKP’den umutluyuz!

Özel Yetkili Mahkeme (ÖYM)’lerin kaldırılıp, kaldırılmayacağı konusu bile bu sarsıntının ne kadar etkili olduğunu gösterdi.

Yıkılacaklar!

Büyük kırılma ise, komşularla sıfır sorun politikasını tıpkı 2023 hedefini önüne koyan padişah bozuntusunun ABD himayesindeki NATO üzerinden kendisine hibe edilen dolarlarla, Suriye üzerine kurguladığı tezgâhla başlayacak.

Kutlu olsun!

Bu yazım aylık sosyalist politik dergi olan Halkın Birliği’nin 2013 – Şubat sayısında yayımlanmıştır.

Suriye direnişi üzerine

Ağustos 16, 2012

“Kim emperyalist boyunduruğa karşı, halkının kurtuluşu için,
bütün varlığını ortaya koyarak savaşıyorsa ihtilalci de,
devrimci de, ilerici de odur!”
(Mahir Çayan)

Suriye Ordusu, ABD ve Batılı çetelerinin desteklediği dinci teröristleri yenilgiye uğratır mı bilinmez(?) ama kendisine “Özgür Suriye Ordusu” adını veren çapulcular grubu, gerçekte küresel cihatçılar, El-Kaide militanları, paralı katiller ve “Müslüman Kardeşler”den oluşan gerici güçler an itibariyle (şuan) Halep’ten sökülüp atılıyor.

Peki, komşu bir ülkedeki meşru rejimi yıkmaya çalışan, bu amaçla İslamcı teröristlere yardım eden, onlara silah ve halkın vergilerini de alıp, ellerine AKP iktidarınca verilen ATM kartlarından kolaylıkla gidip para çeksinler diye para veren, üslenmeleri için kamplar kuran iktidar ne yapacak?

Bu olay, hem Anadolu toprakları için kara bir leke, hem de cumhuriyet tarihinin en büyük diplomatik yenilgisidir.

İşte Halep’te yaşananlar insanlığın kader savaşı gibi karşımızda duruyor. Esad ve BAAS rejimini çok sevdiğimiz (bu arada BAAS’ın nedir, ne anlama geliyor, amacı nedir üzerine ayrı bir başlık altında bir yazı yazmak gerekiyor), dahası demokratik bulduğumuz için değil: emperyalizme ve küresel gericiliğe karşı oluşan direniş hattının en önemli parçası olduğu için, bir kader savaşı.

Suriye direnişi Doğu’nun nefsi müdafaası, Batılı yeni sömürgecilere karşı mazlum milletlerin öz savunması durumuna artık gelmiştir. Öyle ki, Suriye savaşı şu gerçeğin altını bir kez daha çizdi: ne kadar radikal, köktenci vb. olurlarsa olsunlar siyasal İslamcıların ne ahlakları, ne tutarlılıkları ne de güvenilirlikleri var. Söz konusu bile değil. İlkesizler.

Tek siyaset tarzları takiye yapmak!

Amaca ulaşmak için her yolu meşru görüyor, en alçaltıcı işbirliklerine girmekten çekinmiyorlar. Suriye’de “Emperyalizm”in hizmetinde, kendi halklarına karşı savaştılar.

Tarihe yerli ve yabancı işbirlikçileriyle birlikte geçtiler, bu utanç da onlara yeter!

Var oluşçu pezevenkler!

Aralık 9, 2011

Kabul ediyorum, ülke normalde de çok karışık, şuan daha da karışık gibi ve karışacakta. Evet, belki de tarihinde görülmemiş bir şekilde bir oyun oynanıyor, kabul ediyorum. Çok büyük oyunlar oynandığı muhakkak, hem de emperyalizmin bilinen ayak oyunlarına yakın bilindik oyun, uyunana aşk olsun. Öyle ya başbakanımızın alnı secdeye varıyor, namaz kılıyor. Daha neyi dert ediniyoruz.

Sonuçta iktidarın vermiş olduğu mukaddes güç, AKP’yi muktedir kıldı. Tayyip’e padişahlığı yakıştıranlar Tayyip’i artık çok farklı yere koyuyor. Tanrı ötesi bi’şey, seçilmiş kişi falan muamelesi yapılıyor şuan kendisine. O bu değil, halis muhlis Türk İslam şeyi işte.

Sıralama yapıyorum: bunlardan birincil isim elbette Egemen Bağış denen zatla birlikte, Ali Babacan, Davutoğlu ve yılanın başı gibi görünen BOP eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kliği ile birlikte İngiliz gülü Abdullah’tır. Elbette asıl kral ve kraliçe durumundaki kişi Fethullah kliği asal olarak bu pisliğin başını çekmektedir. Öyle ki Fethullahçı cenah var oluşçu pezevenkler tanımını hak etmektedir.

Öyle ya herkes çeşitli tezler sıralıyor; kısaca anımsayalım. Birinci ve en doğrudan tez şu: futbol camiasındaki dengeleri bozmak, oluşan çatlaklara yerleşmek için büyük bir hamle gerekti, şimdi şike cezalarının indirilmesi, ardından tutuklu bazı isimlerin salıverilmesi ihtimalinin ortaya çıkması, cemaat “operasyonunun” yarım kalması endişesi yaratı.

Birincil örnek Serdar Turgut denen ipne… Kendine bakmalıdır.

İkinci tez, bir öncekinin üzerine bir adım daha atıyor ve işin içine Ergenekon, Balyoz, KCK gibi davaları, tutuklu milletvekilleri gibi boyutları katıyor. Kabaca, şike soruşturmasından tutuklananların salıverilmesi diğer davalar için de emsal olacak; cemaat AKP’nin bu davalarda da geri adım atmasından çekiniyor fikri ortaya atılıyor.

Üçüncüsü de, benzer şekilde, ikincinin bir devamı gibi… Yüzde 50 oy, üzerine seçim sonrasında düzen muhalefetini hırpalamakta gösterilen başarı, AKP’de kendisini bu noktaya taşıyan iddialardan uzaklaşma eğilimini güçlendiriyor, Emre Uslu, örneğin, internetten “yeni anayasa umudum kalmadı” yollu şakımalar yayımlıya biliyor. Planın arkasındaki Arınç argümanlarını katmıyorum, Erdoğan’ın başkanlık ya da cumhurbaşkanlığı hülyalarının Gül’ün “psikolojisi” üzerindeki etkileri vesaire de bi’yana. Bunlar sıralanıyor ve bir fısıltı halinde “Erdoğan sonrası AKP ne olacak” sorusu dillendiriliyor. Sikimizde değil, umurumuzda da.

İç içe geçen bunca şey, bazıları düpedüz saçma gibi görebilir, örneğin 2. Cumhuriyet’in payandalarını düzenin bütün kritik kurumları içerisine yerleştirmek olan bir siyasi hareketin, yeni rejimi tesis ettikten sonra futbol gibi hayli kritik bir alanda neden frene basmak isteyeceğinin yanıtı yok.

Öyleyse? Emperyalizm!

Çünkü biliniyor ki emperyalizm son çeyrek yıldır din üzerinden saldırıyordur (ve) fakat dün milliyetçilik etkisini ön plana sunuyordu. Günümüz döneminde ise Müslüman toplumunun dini değerlerini suiistimal eden var oluşçu pezevenkler artmakta, bırakın vatanı, arsayı bile kişisel duygularından dolayı Afrika’da bile görülmemiş bir politika yürütülmekte ve başını da FBI çiftliklerinde, CIA’nin kucağında Suudi Arabistan’a girmesi yasak olan ve Arap anayasasınca idam edilecek ve de her şeye ağlayacak bir var oluşçu pezevenkimiz var: adı da Fethullah Gülen!

Bilin istedim: hesaplaşacağız!

‘Özgürlükçüler’ iyi bilir

Kasım 25, 2011

Çıldırmış ve akıl almaz bir toplumun durumu yaşanıyor bu ülkede, başını da Erdoğan çekiyor. “Özür dileyeceğim, özür dile, özür diliyorum”lar havada uçuşuyor. Kendi pisliklerinin üzerini bazen örtüp, bazen de utanmadan ayyuka çıkararak pişkince bağırıyorlar koro halinde, özgürlükçü kesilmiyorlar mı, “Demokrasi” gibi bitiyorum artık bende bu cümleye.

Öyle ya önceden hazırlanmış ve direktif verilmiş kameralar karşısına çıkıp TV’lerden Necip Fazıl üstadını kaynak gösterip işe biraz da din karıştırmak kolay. Erdoğan’ın Dersim Katliamı nedeniyle devlet adına özür dilemesinin samimiyetine inanarak, bu da bir adım deyip sevinmeden önce hatırlanması gereken tarihsel gerçekler de yok değil mi, sizce?

Erdoğan, konuşmasında katliamın sorumlusu olarak CHP’yi gösteriyor, Kılıçdaroğlu’nu da özür dilemeye davet ediyor. Oysa AKP’nin sürekli “Bizim geleneğimiz” olarak sahiplendiği Demokrat Parti’nin kurucusu Celal Bayar olan bitenlerde en üst düzey sorumluluk sahibi ve Dersim Katliamı yıllarında başvekillik görevinde değil midir ki, Erdoğan CHP’ye salt yıkarak böbürleniyor bu işi?

Dersim hakkında bilmediğimiz şeyleri mi açıkladı şimdi Erdoğan? Evet, başkaları için belki olabilir ama açıkçası Erdoğan’ın söylediği şeylerin de çoğunu biliyoruz zaten biz. (Bakınız yıllardır bunun mücadelesini veren ve belki de Dersim Jenosidi üzerine en kapsamlı site: dersim.biz)

Peki, ya “Demokrasi kahramanı” ilan ettikleri Adnan Menderes’i nereye yerleştirecek Erdoğan Dersim üzerinden siyaset yaparken? O da 1931 yılından itibaren CHP milletvekili değil miydi? Yani Erdoğan’ın özür dilediği bir katliam varsa ortada, bunda kendi gelenekleri de birinci dereceden pay sahibi idi ve ne o dönem, ne de sonrasında bu gelenekçi muhafazakâr takım, Dersim konusunda özür dilemek bir yana, yöre halkına karşı hep husumet beslemedi mi?

Erdoğan çok mu seviyor Dersimlileri?

Örneğin Erdoğan döneminde, “Cemevleri cümbüş evleridir” ya da belediye başkanlığı döneminde yıktırmaya çalıştığı ama beceremediği Karacaahmet Cemevi için, iktidara geldikten iki yıl sonra “Karacaahmet Cemevini yıktıramamak içimde halen uhdedir” sözünü bu 10 yıllık tarihin neresine koyacaksınız?

Sonra diğer bir örnek: Sivas Katliamı öyle ki Erdoğan’ın Dersim Katliamı özrünü düşünürken, son senelerde de Sivas Katliamı üzerine anmaların yasaklanması ve katliam sorumlularının saklanarak, cezalandırılmaması ya. Kaldı ki, AKP’nin katliamla somut bağını ortaya koyan ve katliamın sanıklarını savunan avukatlarının kendilerine AKP’de yer bulmuş olmasıysa bir hayli düşündürücü işte.

Ve/ya da işine geldikçe siyaset yapacağım diye ortalığa düşüp “Özür diliyorum” diyen birisinin “KCK operasyonlarını destekliyorum” demesini nereye koyuyorsanız bende Erdoğan’ın devlet olarak “Dersim için özür dilemesini” oraya koyuyorum.

Son olarak
Bugün devletin bütün imkânlarını kullanıp, Dersim üzerinden siyaset yapan Erdoğan’ın Seyid Rıza’nın idam edilmeden önce idamcılarına karşı kullandığı o meşhur sözünü kullanıp “Evladı Kerbelayız. Günahtır, ayıptır, zülümdür, cinayettir”, sözünü demagoji yaparak süslediği bu konuşmasını hakikaten gülünç bulduğumu da söylemek istiyorum.

İtiraf ediyorum: hiçbir inandırıcılığı yok, samimiyetten de çok uzak. Böyle olmadığını kanıtlamak istiyorsa Erdoğan hazır bugünlerde de hümanist kesildi başımıza, her yerde sık sık kullandığı Arap İslam’i geleneğinden söz ediyorsa (ki Arapların Türkiye’deki ahlak zabıtası konumundadır kendisi) ve de bunlarla da çelişmemek istiyorsa, çok sevdiğini iddia ettiği Peygamberi için 800 yıl önce Irak’ta gerçekleşen Kerbela Katliamı içinde, mensup olduğu din adına özür dilesin de olsun bitsin! Biz de inanalım bay başbakanın samimiyetliğine, öyle değil mi?

Öyle ya bu biraz zor işte, güçlü olan tarafa oynamayı tercih edenler çoğaldılar çünkü günümüzde. Nihayetinde bunu ‘Özgürlükçüler’ iyi bilir!

Bilgi: Ece Temelkuran bugün ki yazısında şöyle rakamsal bir veri vermiş özgürlükler bazında. Diyor ki, “2005’te terör suçu gerekçesiyle tutuklanan insan sayısı 273 iken ne oldu da bu sayı 2010’da 12.897’ye çıktı. Bu ülkede aniden hudayinabit gibi terörist mi yetişmeye başladı? Sorun onlara… Dünyada terör gerekçesiyle tutuklu bulunan insan sayısı toplam 35.117. Türkiye’de aynı gerekçeyle tutuklu olan insan sayısı 12.897! Eğer bir ülke tutuklu gazeteci sayısında dünya lideri olmuşsa, Rusya ve Çin’i bile geçmişse, sorun bakalım, korku sırasının onlara da gelmeyeceğinden nasıl bu kadar emin oluyorlar?” Ne diyelim, bunun içinde bir “Özür” bekliyoruz Erdoğan’dan, diler mi sizce?

Ampulleri koruma teşkilatının şeflerine

Kasım 9, 2011
“Görüyor musunuz,
köpeğin kendisini döven eli nasıl yaladığını?!”
(Mayakovski)

Yanılmıyorsam ve aklımda kaldığı kadarıyla İhsan Eliaçık bugün twitter’da şöyle bir şey yazmıştı: “Özgürlük ortamından neden dini(cemaatçi) gruplar yararlanıyor da, BDP’liler, ulusalcı çevreler yararlanamıyor? Ve bu çevrelerle birlikte neden BDP’liler şuan 28 Şubat’ı yaşıyor?”

Yerinde bir soru, zira Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’nu, onlarca başka insanla birlikte tutukladılar. Tıpkı diğerleri gibi…

Onlarda Ergenekon, Devrimci Karargâh ve KCK gibi AKP iktidarının yaratmış olduğu suni (yapay) derin bir komployla karşı karşıyalar.

Ve kendi görüşlerine (ideolojilerine, değerlerine, kültürlerine) yakın en yakın yere KCK olayına monte edilmeye çalışıyorlar. Keza olsa bile, insanların istediği yere (partiye, derneğe vb. gibi) kurumlara, demokratik örgütlere sempati duyması suç mudur?

Suç ise, AKP iktidarından beslenmeye çalışan, hokkabaz, şarlatan, demagoji üzerinden kendini birer gazeteci edasıyla ağırdan alan sözde gazetecilerin, sığırların sırtlarına yapışmış keneler gibi ağızlarının kenarından akan pis salyalarla beslendiği yere yaranmak adına karşıt görüşlü herkesi tu-kaka göstermesini, başkalarının özgürlük alanını daraltmaya yönelik küçük burjuva ayak oyunlarını nereye koyacağız?

Devlet imkânından gelen güç ve kudretle ötekinin özgürlük alanına abanmak nedir?

Her sıkıştığında “milletin iradesine saygı duyun” cümlesine sığınıp, reformlardan söz eden Ankara’da her gün takım elbise değiştiren zihniyettin bilmesi gereken ise terörü bitireceğiz diyerek terörden beslenen asıl kişilerin kendileri olduğu gerçekliğidir, İşçilerin Birliği‘nden ve Halkların Kardeşliği vurgusunu önemseyen ve bunu temel alanlar dışında bir yandan da Kütleri, sivilleri, devrimcileri, aydınları, siyasetçileri ve sol sosyalist güçleri içeri alarak sindirmeye çalışmak tamamen aymazlık ve aptallıktır.

Hiçbir demokrasi bunu kabul etmez, ediyorsa da o demokrasi anlayışının ahlakı yoktur. Bu ülkede AKP iktidarını eleştirmenin, muhalefet etmenin bedeli yakın durduğunuz her ne varsa ve neresiyse, legal – illegal örgütlere kurum ve kuruluşlarla birlikte anılmaksa cezasını bilelim.

Bilelim ki, yarın – bugün birilerimiz Ergenekoncu, birimiz KCK’li, diğerimizse Devrimci Karargâh örgütü üyesi olmakla suçlanacaksak, şimdiden savunmalarımızı hazırlayalım!

Tayyip Erdoğan’ın 10 yıllık diktatörlüğünü dillendirmeyen, emperyalizmin barbarlığından söz edemeyen, TV’lerde ona buna “yamyam”, “diktatör” diyerek iktidardan puan toplarım, gündeminde başına otururum diyen zırtapoz ve korkak takımının Kürtlerin ve diğer azınlıkların haklarından dem vurup, öte yandan da demokrasileri, özgürlükleri savunduğunu sözde söyleyen aymazların bilmesi gereken tek şeyse bütün bu olup bitenler karşısında sessizliklerini koruyarak bizden – bizler gibi düşünenlerden lütfen taraf olmasınlar / olmamalıdırlar.

Sadece AKP iktidarı değil yeryüzünde ki bütün iktidarların anlaması gereken şey, şiddet yöntemleri kullanan silahlı bir muhalefet olabileceği gibi, barışçı siyasi yolları kullanan bir muhalefet olacağı gerçekliğini de artık kabul etmeleri gerekiyor, bilinir ki iktidarın olduğu her yerde mutlak bir direnç vardır. Bu bunun doğasıdır. Devletin sopasını elinde tutup, her canın istediği yere ve önüne gelenin kafasına vurulamayacağını öğrenmeleri gerekiyor.

Malum her şeyin altında ilada bir örgüt arayan saplantılı koruma teşkilatının üyeleri bilsin istiyorum.

Kapı komşum bir Yahudi…

Ekim 9, 2011

Erdoğan geçenlerde Güney Afrika’da “İsrail’i bölgesi ve çevresi için tehdit olarak görüyorum çünkü atom bombası var” demiş. Dikkat ediyorum son birkaç yıldır antisemitizm üzerinden çok özel ve bilinçli bir politika yapılıyor, özellikle de AKP iktidarı tarafından…

Öyle ki sokakta ki herkeste birer Yahudi karşıtlığı oluşmuş durumda… Durum böyleyken, gelin görün ki AKP’ye yakın olan sözde yazılı ve görsel basın şu son on yıldır Tayyip ve partisini sanki antisemitizm karşıtıymış gibi göstermeye çalışıyor… Hem de inatla!

Tayyip seçilmiş kişi ya… /ya da “A K P” isim olarak sanki Kur-an’da geçiyormuş gibi bizlere muamele yapıyorlar. Utanmasalar Tayyip bilmem kaçıncı kuşaktan Hz. Muhammed’in soyundan(!) diyecekler. Hele şu Zaman gibi yayıncıklar ve türevleri, hakikaten akıllara zarar verir bir şekilde yayımcılık yapıyorlar ve bilinçleri zorluyorlar… İnsan aklına hakaret derler ya aynen öyle…

Tayyip efendiye kim muhalifse ya Ergenekoncu bilemediniz ya Yahudi ve/ ya da Ermeni olmak zorundadır… Buna bazen komünistleri de ekliyorlar en çokta bu hoşuma gidiyor. Bazen de PKK’lileri ve Kürtleri, bilemediniz bazen de işine geldiği gibi Suriye söz konusu olduğunda (Bilgi notu, bkz: “Esad, AKP Müslüman Kardeşler’in hamisi gibi başlıklı yazı) Nusayriler üzerinden Alevileri suçluyorlar.

*

Örneğin Filistin söz konusu olduğunda.

Hatırlıyor musunuz, bilmem ama bizimkisi Filistinlileri çok düşünüyordu hani Somalileri düşündüğü gibi… Sanki gerçekten bağımsız bir medyaya sahipmişiz gibi bizde inanmıştık boyalı ve burjuva medyamız bize yansıtırken Somali’de olanları, (hikâye gibi) Erdoğan efendi Somali’de birkaç siyah benizli çocuğu seviyordu, Emine Erdoğan ise beyaz elbiseli ve beyaz Türbanlı haliyle her şey güllük gülistanlıkmış gibi, yüzüne nur gelmiş bir evliya ve bir melek gibi o nidalarla çocukların başını okşamasını kendi sevincimiz haline getirmiştik.

Hakikaten ne oluyordu Somali’de?

Somalililerin içinde bulunduğu açlık ve yoksulluk zenginlerin değil de fakirlerin mi suçu?

Çünkü orada ki bütün Somalili çocuklar bizdik ve açtık!

Bu kadar aşağıda olamayız diyorum hep içimden, hayır olmaz bize yakışmaz, bütün Somalili çocuklar biz olmalıydık!

Hepimiz birer Somaliliyiz, hepimiz Somali’yiz!

Bu kadar aşağılık bir politika olabilir mi? Oluyor işte, ne diye mi bağımsız” medyamız olunca her bok oluyor, Emine hanım o nur yüzüyle kucağına aldığı çocuğu koktuğu için aniden kucağından atıyormuş gibi hareketler sergileyip, “şansımı yeniden deneyeyim. .” nidalarıyla başka bir çocuğa yöneliyor, o da ne aman Tanrı’m bu çocukta toz ve pislik içinde, üzerini temizlemeden önce ellerini temizleme ihtiyacı duyuyor, ellerini birbirine vuruyor, çırpıyor bi’şeyler ediyor, temizlenmeye çalışıyor…

Nihayetinde tuhaf bir görüntüydü gördüğüm.

Görmediniz değil mi?

Ben gördüm…

AKP tarafından besiye çekilmiş medyayı izlemeseydiniz siz de görürdünüz diyeceğim ama neyse(…). Ne diyeyim buda “muhalif” olacağız diye bizim atıp tutuklarımız, inanmayın!

*

Sonra ne oluyor! Erdoğan, Müslüman ve Somalili olduğu kadar Filistinlileri de düşünüyor ya, (dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama adamın ağzından bir tane bile bir Filistin cümlesi çıkmıyor) Gazze’yle başlıyor Gazze’yle bitiyor bütün cümlelerini… Sanırsınız ki bilgi dağarcığı o kadar: yukarı Gazze, aşağı Gazze!

Hâlbuki zeki adam.

*

Hep aynı nakarat.

Peki, ne diye Gazze?

Çünkü Gazze HAMAS, çünkü Gazze Filistin değil, çünkü Tayyip efendi Filistinlilerden daha çok seviyor Gazzelileri…

Şimdi bizimkisi İsrail’i tehdit olarak görüyormuş, doğrudur tehdittir. Hem de o söylemeden ve keşfetmeden önce de bu böyleydi muhtemelen yarında öyle olacak. Fakat onun anlattığı şekilde bir tehdit ve onun anlattığı gibi bir tehdit olarak değil. Olsaydı Tayyip efendi “Van minüt”ten sonra o iktidar koltuğunda oturmaması gerekirdi zaten. Bakın ki çelişkiye oturtuluyor!

Ta referandum öncesi teninin renginden dolayı ABD başkanı olacak diye ortalıkta fink atıp tutan liberallerimiz Obama’yı yere – göğe sığdıramazken seçildiğinde naralar atanlar bilir mi – bilmez mi bilinmez ama işte onların o koskoca ABD başkanı yakın zamanda gerçekleşecek olan seçimlerden dolayı kendisini iktidardan al – aşağı etmesinler diye Amerika’da Sinagog’lardan çık(a)mıyor.

Tayyip efendiyse ne hacet Sinagog diğer dinler ve azınlıklar, o “benim yerim Camii’dir” diyor, umarım hepte orada kalır hatta temennim oradan çıkamaması ama Ortadoğu’da ABD’liler adına tur attırılırken bizimkisi birden saçma sapan sözler sarf edip “kişi laik olur, devlet laik olmaz” deyip “laik” oluyor ve sözde İsrail karşıtlığı yapacağım derken bir bakıyorsunuz Ortadoğu’da daralan İsrail politikalarının alanını genişletmek adına çemkirirken Ortadoğu’da İsrail’in onayı olmadan gezemezken İsrail yine tehdit(?) Oysa ona orada ABD ile birlikte İsrail bir Ortadoğu turu attırıyor ve bizimkisi Türkiye’ye gelecekken birden soluğu ABD’de alıyor. Ne kerameti kendinden menkul başbakan değil mi(?) 9 yaşındaki bir Filistinli çocuğa değil Gazze’de ki çocuğa kurşun sıktığı için suçluymuş gibi ağlıyor – saldırıyor ama ne ilginçtir İsrail’de bu“çemkirmeden” memnun kalıyor. Çünkü İsrail HAMAS’ın hesabını onlardan değil, Filistinli çocuğun üzerine bir şarjör dolusu mermi boşaltırken zaten alıyor. Bir parça aklımla ben biliyorum ama o bir başbakan olarak bilmiyor.

*

Peki, şimdi soralım neden suçlu İsrail?

HAMAS’ı Mısır’da oluşturulmuş özel tünellerden El-Fetih’e karşı beslediği için mi?

Yâda?

1990’dan bu yana Amerika’daki seçimlerde 50 milyar Amerikan $ para yatırıp, “Demokratlar”ın kampanya giderlerinin yüzde 60’ı “İsrail yanlısı” köşe yazarı ve “Cumhuriyetçiler”in yüzde 35’ini finanse ettiği için mi?

Başka mı?

Amerika’nın en etkili gazetelerinde kiralanmış “61 İsrail yanlısı”  köşe yazarını, 3 büyük televizyon kanalı ve 4 büyük film şirketi aracılığıyla Amerika’nın İsrail’in her türlü pis işine göz yummasını sağladığı için mi?

Daha mı?

Dışarıdaki İsrailliler bin bir tezgâhla servetlerine servet katarken içeride ki her üç İsrailli’den biri yoksulluk altında yaşadığı için mi?

Evet, İsrail “tehdit!”

Birçok neden de sayabilirim ama iş atom bombasına geliyor o zaman da yiyorsa konuşalım derim(!), Tayyip efendi gibi ortalıkta ulu orta konuşacağıma biraz susmayı denerim. Netice de sokaktaki adam bir gün “uyanıp” sorarsa ve bir gün derse “onların yüzü suyu hürmetine iktidardasın”, ama “bilmende lazım Amerika’nın İncirlik’te beslediği atom bombalarını nerene saklayacaksın” diye sorarsa yine hepimiz onlar istiyor diye “Yahudi, İsrailli, Ermeni, Komünist ve PKK’li mi” olacağız?

Küfür edeceğim ama kime(?), netice de Tayyip efendinin kafasına göre iktidarla devlet arasında büyük farklıklar varmışta (ve biz bilmiyormuşuz gibi davranacağız) en iyisi mi ben Tayyip gibi davranayım “devlet”e içimden hokkalı bir küfür sallayayım da o zaten iktidarı bulur.

Bulmasa da buldururuz.

Ama işinize her geleni kapı düşmanınız diye etnik ve milliyetçilik üzerinden suçlamayın…

Muhalif olmak için ne komünist ne de Yahudi olmaya gerek var, bu biraz meziyet ister görünen köy için kılavuz istenmez derler iktidar üstüne alınmasın ne de olsa Tayyip’in AKP’siyle devlet arasında fark varmış öyle ya devlet değil mi(?) bütün devlet yetkililerinin ta… … diyeyim!

Neticede sosyalistler küfür etmez diye kutsal kitaplarda bir ibare yok, en iyi emperyalistin .mına koyayım!

Not: FKBC WebBlog’un da imzamızla yayımlanan HAMAS ile ilgili yazıyı şiddetle öneriyoruz. Makaleyi okumak için yazı başlığını tıklayın: Sistematik izolasyon HAMAS aristokrasisini zenginleştirirken

Erdoğan’a inanmıyorum..

Eylül 16, 2011

“Esad’a inanmıyorum..”
(Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye üzerine,
basına verdiği demeçten.)

Bir şehir efsanesidir gidiyor Türkiye ile İsrail arasındaki şu kavga meselesi. Türkiye’nin genişleyen manevra alanının en önemli öğelerinden birisidir oysa İsrail ile çatışma.

Türkiye’nin Ortadoğu’da üstlenmeye başladığı yeni heveskâr rol ve İsrail ile yaşanan çatışma birçok tartışmayı beraberinde getirecek gibi olsa da filmin sonu aslında belli. Amerikalılar iyi, İsrailliler kötü imajının yaratılması meselesidir.

Her ne olursa olsun, yaşananlar yeni bir dış politik konseptin habercisi olarak algılanıyor gibide olsa Tayyip Erdoğan’ın 2006 yılında başlayan ve tespit edilen konuşmasında tam olarak 34 kez dille getirdiğiABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıyım sözünü anımsatıyor. Öyle ki medya aracılığıyla bir kamuoyu yaratmak için şu TV kanallarını ve gazeteleri kullanmaya başladılar bile.

Oysa şu Arap Baharı’nda yeni konseptin içinde İran’a yönelik uluslararası ablukaya katılmak ve Suriye’ye olası bir saldırıyı örgütlemek de dâhil birçok problemli açmaz bulunuyor. Şimdi geleneksel Türkiye dış politikasına yeniden sarılıyorlar, fakat buna yeni bir şey daha ekleyerek: Milli meseleler. Türkiye dış politikasının en büyük ayırt edici özelliği milli meseleler sanırsınız. Ki AKP, Kıbrıs milli meselesinin yanına bir de Gazze milli meselesi eklemeye çalışıyor. Tabii ki Amerikan paralelinde ve onlarla örtüşen politikalar eşliğinde.

Bush dönemi ile Obama döneminde değişmeyen ender şeylerden birinin Türkiye’ye biçtikleri rol olduğunu görmemiz gerekiyor. Ayrıca Türkiye’yi, siyasal İslam’ın seküler bir sistemin içerisinde nasıl absorbe edileceği hakkında güzel bir örnekte veriyorlar. Yani milliyetçi bir dış politika ile yeni Osmanlıcılığı bile bir tür milliyetçilik olarak göstermeye çalışıyor Erdoğan.. Öyle ya artık bu söylem çerçevesinde Çeçenistan’ı, Kosova’yı birer milli mesele olarak önümüze koyabilirler. İşin açıkçası bu son yaşanan şeylerden sonra öyle bir şey olsa bile şaşırmam da.

Tayyip Erdoğan Türkiye’yse(?) Türkiye, Ortadoğu halklarını İsrail ile iyi geçinerek hiç bir zaman ikna edemez, iletilmek istenen demokrasi mesajını da iletemez. Bu yüzden İsrail ile Türkiye arasındaki gerginlik hem Türkiye dış politikası açısından, hem de geniş perspektifte baktığımızda ABD çıkarlarının Ortadoğu’da temsili açısından kaçınılmaz gibi görünüyor.

Şuan için ABD, Netanyahu hükümetinden hiç memnun değil gibi davranıyor. Onları, kendilerine iç politikada rakip olarak gördükleri neo-conlara yakın buluyorlar. ABD’nin barışçıl olarak izlemek istediği birçok politikanın önünde engel oldukları görüngüsüyse çabası.

İsrail’in de Ortadoğu’da manevra alanı gittikçe daralıyor. İsrail’de yeni, barış yanlısı bir hükümet kurulması hem ABD çıkarlarına uygun olacak hem de AKP’nin bir zaferi olarak algılanacak meselesi için cansiperhane bir halde çalışıyor. Tabi yiyen(ler) olursa…

Daha önce de demiştik(!) Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin ortaya çıkışı ve temelleri 2004-NATO İstanbul Zirvesinde atıldı… BOP’un ortaya çıktığı, tohumlarının atıldığı bir ülkeyiz. Bunun amacı Türkiye’nin de BOP’un bir parçası olmasıydı ve oldu da. Bilinen bir gerçektebaşbakan Erdoğan’ın kendisini projenin eşbaşkanı olarak konumlandırıyor olması. Sorun yok! O gün bugündür Türkiye ABD’nin isteğini yerine getirmeye çalışıyor. Ortadoğu’da Tayyip Erdoğan kliğine tur attırmalarının temel ve tek sebebi de bu zaten.

Evet, BOP bir Bush projesiydi. Bush’un agresif politikalarıyla şekillendi ve Obama ise kendini Bush’un bu politikalarından farklılaştırmak istiyor. Bu yüzden Obama’nın ağzından Büyük Ortadoğu Projesi lafını pek duymuyoruz. Obama ve Dışişleri Bakanı Clinton, çok taraflı bir siyaset izleme gereği duyuyor gibi görünse de, Bush yönetiminin Dışişleri Bakanlığını yapan Rice “Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedefleri kapsamında bu proje içinde yer alan 22 ülkede rejim ve sınır değişikliği yapacağız” demişti. Emperyalist bir devlet olarak ABD’nin bir gecede işleri olmuyor. Bir hükümet gelip altyapıyı hazırlıyor. Diğer hükümet geliyor, hazırlanmış olan altyapının üzerine yeni çalışmalar ekliyor. Ortadoğu’da yaşananların hiçbiri rastlantı değil. Bu sürpriz olarak ortaya çıkmadı. Bunlar daha önceden her ince ayrıntısı düşünülüp, hazırlanmış olaylar. Tunus, Sudan, Mısır, Suriye, İran…(?).

Hatırlayalım Bush’un politikaları ise (Afganistan ve Irak işgali) Avrupa halkları tarafından desteklenmemiş, sadece İtalya ve İngiltere hükümetleri tarafından desteklenmişti. Ayrıca Obama, ülkesinin iç krizinin de etkisiyle Ortadoğu’da kendini çok gösteren bir lider olmadı. Çok aktif de değil ama geleneksel ve emperyal Amerikan politikaları oldukça aktif bir şekilde devam ediyor. Oysa Bush’un kurmaylarından Paul Wolfowitz sürekli bölgede temaslarda bulunuyordu. Zaten Erdoğan’ı hazırlayanda Wolfowitz’di.

***
Son olarak Wolfowitz’in Erdoğan’ı başkaları adına heyecanla üstüne üstlük ayrı bir devlet, ayrı bir Anayasası ve ayrı bayrağı olmasına rağmen“Suriye bizim iç meselemizdir” diye konuşabiliyorsa, böyle birisinin gittikçe daralan İsrail’in Ortadoğu’da manevra alanı genişletmeye çalıştığını daha net olarak görebilmemiz gerekiyor.Daha dün Libya’da Kadaffi’nin ipini çeken, Esad’a “Kardeşim…” diyen ve daha sonra Suriye’de Esad muhaliflerine Türkiye üzerinden silah gönderen, Arap politikalarından övgüyle söz eden ve çeyrek yüzyıldır Arap politikalarının “Amerikalılar iyi, İsrailliler kötü” palavrasıyla Arap Baharı’nı karşılamak adına Müslüman ülkelerin zabıtası konumunda olan birinin, Amerikalılar tarafından zorlan attırıldığı Ortadoğu turlarını izlemekteyiz. Belli bir süre daha izleyeceğiz.Bundandır ki, Tayyip Erdoğan Amerikan’ın iradesidir ve Amerika adına konuşmaktadır…Ve görevini layıkıyla yerine getirmediği takdirde de başta İsrail olmak üzere aynı kişiler tarafından da ipi çekilecektir…
.
Öyle ya -yanlışta olsa, ideolijikte olsa- geçmiş dönemlerde“Kardeşim…” diye hitap ettiği birisine “(…) inanmıyorum..” diyen birisine inanmamızı bizden kimse beklemesin…
.
Ne diyelim makarna ve kömür dağıtmak dışında yeni marifetlerde edindi.
.
Müttefikleri sağ olsun!

Demokrasinin kazandığına inan arkasına teneke bağlasın

Haziran 20, 2011

12 Haziran akşamı Erdoğan’ın balkon konuşmasında dünyayı ele geçirmişiz gibi bi his vardı. B. Brecht yaşasaydı sanırım “Sen kazandın ama ben haklıydım” derdi.

Bakınız: 12 Haziran üzerine bir seçim değerlendirmesi burada…

Zaruri bir açıklama: ‘Faşizm kötü bir şeydir!’

Mart 5, 2011

Faşizm sınırsız bir keyfiyettir. Sorumsuzca kullanılır, tıpkı Erdoğan’ın alçıdan büstünün yapılıp Hitler’in resminin önüne biblo olarak konması gibidir. Hayali bir düşman yarattır, ya bir Yahudi ya da bir komünizm korkusu… Bundandır ki, asıl taraflaşmayı işte devrim olduğunda göreceğiz.. Bu ülkede karşıdevrimin olduğuna inan ama devrime inanmayan geri zekâlılara duyurulur.

Kral çıplak!

Aralık 6, 2010

“WikiLeaks Belgeleri” gündemi belirlemeye devam ediyor, şöyle ki TV kanalları yazar-çizer-stratejistten geçilmiyor. Öyle ki özel programlar yapılıyor, kafa yoruyorlar… Görende sanır ki, Julian Assange’in okul arkadaşları bu kişiler, 40 yıldır tanıyorlar bu adamı.

Ve yorumluyorlar… Efendim bu iş İsraillin işidir… Yok, yok bu belgelerin bir belirleyiciliği bulunmuyor, ilişkilerimiz zarar görmeden devam ediyor. Erdoğan’ın şövalyelerinden Egemen Bağış, WikiLeaks belgelerini kastederek “Fitne çabası” diye buyurmuş… Şimdi düşünüyorum da WikiLeaks belgeleri ilk yayınlandığında yazdıkta önlemimizi almış olduk.

Uyumlu bir şekilde sallıyorlar öyle ki bazıları da gazeteci değil sanki Erdoğan’ın fedailiğini yapıyorlar…

Bunların başında istikrarlı bir şekilde Nazlı Ilıcak geliyor, kadında kişilik namına eser yok, ona göre ne varsa yok Ergenekoncuların işi olmak zorundadır, çünkü ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait gizli yazışmaları yayımlayarak büyük tartışmalara neden olan WikiLeaks internet sitesinde ilginç bir detaya rastlanmıştır ve WikiLeaks sitesinde yer alan duvar kâğıtlarının birinde Atatürk’ün fotoğrafının bulunmasıymış, (duvar kâğıdındaki Atatürk fotoğrafını ekleyenin sonradan anarşist bir Yunan grubu olduğu belirlendi) duvar kâğıdında “Arşivleri açma zamanı” diye de bir de not varmış işte öyle bir neden bulunmuş, konuyu getirip Ergenekon’a bağlayacak, bağlayamıyor. Zorluyor ama olmuyor… Olsun ne kadar vurursam AKP muhaliflerine o kadar iyidir, AKP içinde her zaman yerim hazırdır.

Diğer isimse hafızalarda kalan isim Fatih Altaylı o zatta demiş ki; ”Başbakan’ın İsviçre’de 8 ayrı hesabı olmadığına kalıbımı basarım…” … Ee, Fatihçiği az çok biliriz, boş yere oynamaz o da Nazlı ablası gibi, gerçi şimdiye kadar ne söylediyse hep aksi çıkmıştır ama olsun o yılmıyor, adam da kalıp mı var öyle bir şey söylüyor(?) neyse sen işini yine de bilirsin Fatih, boş yere söylemezsin o sözleri, çıkarlar söz konusu olunca namus-hayâ mı o da ne? Yabancıdır bu olgular, anlamazlar. Belki de şöyle demeliyim, ahkâm kesemeyecekleri tek şey başkalarının namusu değil de, kendi namuslarıdır.

Diğeri Mehmet Ali Birand, Doğan Medya ile AKP’nin arası açılınca bunlarda eskisi gibi ekmek yiyemiyorlar Amerikalılardan. Düşünüyor şimdi bu, nasıl yapılır(…) ve bilmiyormuş gibi davranıp: “Yav bu işler nasıl oluyor, mümkün müdür” diye eski ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson’a soruyor. O da cevaplıyor; “Efendim ortak düşman bunlar… Biz dostuz!”

Oysa herkes bilir ki Amerikalıların az ekmeğini yememiştir Birand, mesleğini deşifre edecek değildir ya hokkabaz…

Sonra diğerleri, Taraf, Zaman ve Serdar Turgut vb.leri…

***

Dünya üzerinde artık gizli gerçekleri vaat etmiş site olan WikiLeaks, belge yayımlamaya devam edeceğim diyor… Daha neler yayımlayacaklar bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz… Ya da gerçek anlamda Julian Assange’in kim ve amacının ne olduğunu da bilmiyoruz(?) ama bildiğim kadarıyla bizi ilgilendiren yönüyle Türkiye üzerine 8 yâda 9 bin belgenin daha yayımlanmasından söz ediliyor, olsun yayımladıkları bu kadar belge hakikaten yeter de artar bile… Fazla geldi kaldıramıyor bizimkiler:) Ortalığa düşüp önüne gelen herkese saldırmaları da ondandır sanırım..

Kabul etmek gerekiyor ki, en az Araplar’ın fantezisi ne kadarsa İranlılar için, Amerikalılarında Türkiye’ye için azımsanmayacak derecede fantezisi var, hatta aşırı derecede platonik bir aşk, adamlar 65 küsur yıldır deyim yerindeyse geçmiş dönemlerde dahil, var olan bütün iktidarlar, Amerika’nın kuması durumunda… AKP’de dahildir buna.

Bu arada Erdoğan efendi hesap soracağım demiş, kimden soracaksa:) Öyle ya hesap soracak, bütün bilgi akışının kendisine yakın duran isimlerden olduğu söylenmiş zaten, isimler bile deşifre edilmiş, öyleyse oraya buraya çemkirmeden kendi partisinin içindeki pisliklerden başlamalıdır hesap sormaya.

Fakat bu zordur, neden mi(?) hem BİM mağazalarının(bu arada BİM’i Erdoğan’ın çocuklarından biri almıştır) hem de kendisinin eski danışmanı Cüneyt Zapsu’nun ABD’deki dostlarına lafıdır; “Bu adamı deliğe süpürmeyin, kullanın” dediğinde Erdoğan, Zapsu’ya dokunabilmiş midir?

Elbette hayır!

Şimdi anımsayıp, gülümsedik mi?

Ayrıca Erdoğan WikiLeaks’te geçen bütün iddialar için iftira diyerek bunları yayınlayanları açıkça tehdit etmiştir, şimdi bizlere ta önceden “Durun Erdoğan’a haksızlık ediyorsunuz” diye çıkışan ve Erdoğan söz konusu olunca salaklaşıp, akılsızca yorum getiren ve AKP’yi cansiperane savunan liboş takımı “Empati”den söz ederken, Erdoğan iktidarının kendisine muhalif gördüğü bütün unsurları (Aleviler, Kürtler, Sosyalistler ve diğer azınlıklarla birlikte hatta Türkleri) cezaevine dolduran, baskı uygularken bir kez daha düşünmelidir…

İşte bu işler böyle işlerdir, organizedir. Zaten kendisi de iyi bir organizatördür…

“Empati”yi dillendirenleri düşünüp bizce burada da bir gülümse ve tebessüm gerekiyor:)

Sonuç
AKP’nin sekiz yıl içerisinde beceriksiz bir politika yürüttüğünü söylüyorduk, WikiLeaks o pis ilişkiler ağını deşifre ederek bizi kanıtlamış oldu, inanmayanlar görmüş, bazılarına da kapak olu verdi, yayınladıkları gizli belgeler sayesinde çoğu kişinin adı artık hoş hatırlanmayacak bu kesin, yine çoğu kişi tarafından, adın çıkacağına canın çıksın derler ya işte o şekil bir etkisi olacak, bu asalaklardan ya WikiLeaksli ya da WikiLeaksssız kurtulma vakti gelmiştir…

Ve… Bu bir işarettir:)

Not: ‘WikiLeaks, neyin peşindesin olum sen?’ başlıklı yazımda WikiLeaks’e nasıl ulaşılacağına dair önemli bir bilgiyi atlamışım, elbette WikiLeaks’in Türkiye’de de engellenmesinden kaygılanlar ve İngilizcesine güvenenler, WikiLeaks belgelerine ulaşmak için (link yazıldığı gibidir) http://wikileaks.org/’ linkini tıklayabilirler.

Bilgi notu: WikiLeaks ile ilgili yazıyı girdikten sonra Amerikan servis sağlayıcıları tarafından internet adresinin iptal edilmesi üzerine WikiLeaks daha önceden aldığı önlemler sayesinde belge ya da bilgi kaybına uğramaksızın wikileaks.ch/ adresi üzerinden yayına başladı. Diğer bir konuysa “AKP’lilere örnek olması gereken WikiLeaks istifası”, Hıristiyan Demokratlar ile hükümette yer alan Hür Demokrat Parti’nin ABD’nin Berlin Büyükelçiliği’ne bilgi taşıdığı yönünde WikiLeaks belgelerinde yer alan bilgiler tartışılmaya devam ederken, HDP’nin yöneticilerinden Helmut Metzner, bilgi sızdırdığını itiraf ederek istifa etti.

Diğer bir not: Türkçe WikiLeaks için WikiLeaks.TR

Önemli bir not daha: Tayyip Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki 8 ayrı gizli hesabına ilişkin diğer açıklamada Ergenekon davasında “Doğu Perinçek’ten Tayyip Erdoğan’a yanıt, işte servetinin gizli kanıtı” başlıklı yazıyla kendi sitelerinde yayımlandı. Meraklıları şuraya bakabilirler.