Türban’a özgürlük’ diye bir özgürlük!

“Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah’tan korkun, biliniz ki siz O’na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele!” (Bakara: 223)
.
21. yüzyılda Tevrat’ın On Emriyle; İncil’den ayetlerle ve Kur’an’la Türban konusunu tartışıyor yine siyasetçiler, işin açıkçası 1400 yıllık bir konuyu yeniden, Türban konusunda Kur’an’a gönderme yaparak yürütülen tartışmalar, tarih bilgimizi genişletir ama hukukun kaynağı olamaz.

ÇAĞDAŞLIĞIN KAYNAĞI DEĞİLDİR
Devletin temel düzenlerini din esaslarına göre belirlemeye kalkacaksak -ki bu demokratik ülkelerde sökmez- zaten bütün demokratik ülkelerde ki Anayasa’ya aykırıdır. Tabi biz istisnai bir ülke olduğumuz için bizde geçerlidir sanırım. Çünkü “Bir Türk dünyaya bedelden” tutunda “Her Türk asker doğar” gibi bütün dogma – saptırılmış sözcükler bizdedir. Şimdi de Türban’la da demokratik yasalar çerçevesinde bir ülke yönetilir sanıyorlar.

En katı yobaz bile bunu gerçekleştirme kutsallığına ermemiştir, işte örneğin Nisa Suresi, Ahzab Suresi veya Bakara Suresi ve/ya da başka bir sure ve ayete dayanarak düzenlemeye çalışmaları da bunun göstergesi.

Türban’la da demokratik yasalar çerçevesinde bir ülke yönetilemez ama demokratik ve uygar hakikaten sosyalleşmeyi -yani insanı ön plana çıkarmış bütün toplumlarda- bu tür fenomenleşmiş olguları savunabilir hatta uygulayabilirsiniz. Örneğin SSCB devrimden sonra o dönemde bile uygar olduğu için reddetmemiştir dini, sonuçta inanlar kadar inançsızlarda vardır ve bu her iki olguda kendi içinde “İnanç”ı resmeder. Çünkü tarihten de biliyoruz ki, Sovyetler döneminde komünist papazlar vardır.

Beğenin ama beğenmeyin kişisel düşünceleri – ideolojisi hoşunuza gidebilir ya da gitmeyebilir, yanılmıyorsam bu sözü ilk dillendirende Doğu Perinçek olmuştur, cidden belleklerde kalacak bir söz: “Hz. Muhammed, dünya tarihinin en büyük devrimcilerindendir” İslam tarihine şöyle ciddi ciddi baktığımızda Muhammed’in (Hz. Ali ile birlikte) devrimciliğini ne Ebubekir’de ne Osman’da ne de Ömer’de görebiliyoruz.

Öyle ki Ayşe’yi bile bu kategoriye koymak mümkün, Camel (Deve) Savaşı’nda Hz. Ali’ye karşı hilafetlik için ilk ata binen ve kılıç kuşanan kadında diyebiliriz. Bu yüzden kadının yeri açısından Ayşe’de kendi çağı açısından bir misyona bürünmüştür. Devrimcilikten kasıt ise, (en azından benim D. Perinçek’in -dünya tarihinin en büyük devrimcilerindendir- sözünden anladığım ileriyi temsil etmek ve putları, tabuları yıkmak vb. gibi) ilericiliği kendi dönemine içinde taşımıştır. Bu yüzden putlar ve tabular denince aklıma Freud’un bu konu hakkında yazdığı kitaplar geldi, hatta Payel yayınlarından ‘97’de ilk baskısı yapılan Wilhelm Rich’in Kişilik Çözümlemesi yapıtı da okunmaya değer.

İslam düzenlemeleri içerisinde bundan 1400 yıl öncesine 6. ve 7. yüzyılda, 15. ve 16. yüzyılda yaşıyorsanız bunu hukuk olarak savunabilirsiniz. Sakıncası da yok, ama dönemin dışında 21. yüzyıldaysanız ve uygarlıktan dem vurup insanlığın merkezinden ve de insanı ön plana çıkarmaktan söz ediyorsak (ki ediyoruz) savunmak bir yana elle tutulur bir argümanınız olması gerekmekte. . Demek istediğim bunu ne Tevrat’la ne İncil’le ne de Kur’an’la örtüştürebiliriz.

İnanlar diyecek ki dinimizin emri bu(?) o zaman o emri bulup delileriyle önümüze sermeliler. Çünkü Türban’ı bu kategori içinde savunmak başlı başına ikincil bir plana itmek ve cinselliğe vurgunun simgesi yerine koymaktır. Çünkü dini algılama sorunudur bu ve bu algı sorunu böyle devam ettikçe, hoca efendilerin tükürüğüyle bütünleşmiş, (inanlar açısından) Kur’an ve Muhammed’in tutum ile bütünleşmemektedir.

Tıpkı eski köleci Yunan ve Roma kültürünü bugün savunan hatta Ortaçağ’ın o karanlığında yaşananlarda, o dönemin sözde asilzadeleri tarafından kadını cinsel köle yaparak kadını ikincil ve sürülecek bir mal olarak algılaya geldi. Bizim dini bütün iktidarımız penceresinden de değişen pek bir şey yok. . Dönemin cariyelerinin ya da Osmanlı padişahlarının haremindeki her kadının durumu da buydu. O yüzden değişen hiçbir şey yok derken bunu görebiliyoruz. Dolayısıyla da çağdaşlığın kaynağı da değildir.

KAPİTALİZMİN NİMETLERİ VE DİNİN KULLANIRLILIĞI
Örneğin Mâide Suresi 77. ayet de ki, “Ey Ehlikitap! Dininizde azgınlık edip hak dışına çıkarak aşırılığa gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve yolun denge noktasından uzağa düşmüş bir topluluğun keyiflerine uymayın.”

Bu ülkede din sorunu varsa tıpkı Eren Erdem’in dediği gibi: “Bu Abdestli kapitalizm nedeni iledir…” Hatta E. Erdem devamla dillendirdiği: “Tesettür, örtünme ve benzeri konular, asırlardır (tartışılan), hiçbir icma -birlik- tarafından kabul edilmiş bir görüş değildir. Hatta mezhep imamlarının dahi (hiçbir hüküm yetkileri yok iken) ortaya koyduğu görüş; bu simgelerin dinsel olmadığı hususundadır… Kur’an’ın dininde Türban; don bezinden daha kutsal değildir!” der.

Bakın E. Erdem yine devamla şöyle diyor: Dinin öncelikleri arasında böyle bir şey yoktur. Din; “La ilahe illallah’’ çıkışı ile başlayan bir olgudur ki; bundan yoksun olanların “Şekil bağımlısı olacağı açık biçimde vurgulanır.’’

Bu yüzden İslam’ın düzenlemelerinden söz edip Türban’dan söz edenler açıp kutsal kitapları okusunlar. Tesettür, örtünme ve benzeri konular, asırlardır “Tartışılan’’, birlik tarafından “kabul edilmiş bir görüş değildir” diyor E. Erdem haklıdır, bakıldığında görüyoruz ki günümüz Türkiyesinde moda olan cemaati yapılanmalar bu konuda bile bir birlik sağlayamamış. İBDA-C’ci biri Fethullah ismini duyduğunda “O köpekkkler mi” diye tepki vermekte, Karaköy’de çaycılık yaparken bir merkeze indirtilen Cüppeliler tebessüm edip ezan okunduğunda helâda ne yapmamız hakkında saçma – sapan bilgiler vermekte, tebessüm edip geçmektedir. Nedeniyse Fethullah efendinin örtünmeye çalıştığı Türban değil, kapitalizmin nimetleri ve dinin kullanırlığıdır.

Ama ne olursa olsun şu yukarıda ismini andığımız tüccarlar dışında birçok mezhep imamının dahi (hiçbir hüküm yetkileri yok iken) ortaya koyduğu görüş; bu simgelerin dinsel olmadığı hususundadır.

Yine Türban’ın bir rahibe örtüsüdür olgusuysa reel olarak gerçekliğini korumaktadır, bu olgu Sümer ve Asur’larda vardır. Fakat yemeni, başörtüsü, ferace, eşarp, peçe vardır, ama Türban yoktur diyebiliyoruz. Türban’ın olduğu tek yer Emine Erdoğanların parmaklarında 50 milyarlık yüzüklerde vardır. Yani E. Erdem’in tabiriyle “Kara lastikle okula giden kızların olduğu bir ülkede; lüks arabada gezen türbanlının örtüsü dinin savunduğu bir unsur değildir aksine dine göre; o türbanlı kara lastikli kızın katilidir.”

Yani Türban’a özgürlük diğer tabirle şeyhin ayağına yüz sürmeye özgürlükle aynı anlamı taşımaktadır

Çünkü E. Erdem’den öğreniyoruz ki, “Ticaret, ‘Te’ca’r’ biçiminde, ‘Ca’r’ kökünden türemiş bir kelime ve manası elden ele dolaşan (…) hatta bu kökten türeyen “Cariye’’ kelimesi, elden ele dolaşan kadın manasına gelir. Ticaret ise; emeğin doğrudan sermayeye ve onun yine salt emeğe dönüşmesi demektir. Belki çok eleştirilecek ama şunu söylemek mümkündür; Bu denklem, Marks’ın Kapital’de teorize ettiği; Mal-Para-Mal denkleminin aynısıdır. Hatta Kur’an’ın ticaret kelimesinin Kapital’de ki tam karşılığı “Distribute’’dir.

Ancak bize böyle şeyi dayatan Emevi şahsiyetsizliğinin dönemi İslamiyet’te olduğu gibi dayatabilir, ama görüyoruz ki bu dayatma kendi döngüsü içinde o kötü – kara referanslarıyla devam ediyor. Çünkü onların Tanrısı göklerde oturan ve şekillere göre hareket eden bir Tanrı’dır.

Son olarak yine E. Erdem’le bitirilelim; Kur’an’ın Nur Suresi’nde ki 31. ayette kasıt edilen örtü; “Herhangi özel bir yere ait” örtü değildir. Çevirisiyse şöyle ki: örtülerini göğüslere salsınlar biçiminde olmalıdır. Çünkü ilgili kelime “Humurihiyne’’ biçimindedir. Başı niteleyen “Res’’ vurgusu yoktur. Eğer Allah başörtüsünü murad etseydi; “Humurrues’’ demeliydi…

Ancak, ilgili kelime aynı zamanda “Şarap manasına gelen’’ bir kelime ile aynı kökten türer. Dolayısı ile sarhoşluğun başa olan etkisi göz önüne alındığında; baş kasıt edilmiş olabilir diyebilmekteyiz.

İşte, Kur’an’ın mucizeyi perspektifi budur. Bu ayetten anlaşılması gereken şey başın değil; göğüslerin örtülmesidir. Başını örten örter, örtmeyen örtmez. Din indinde iki durum arasında fark yoktur. Örtmemek farz değildir, örtmek farz değildir. İşte Kur’an semantiği budur…

Ayetin tam çevirisi şöyledir; “Allah’tan emin olan kadınlara söyle: karşı cinsi yanlış düşüncelere sevk edecek eylemlerden kaçınsınlar. Namus ve şahsiyetlerini korusunlar. Süslerini / ziynetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.” (Nur 31)

Geleceğin toplumu dinsel kaynaklara göre kurulmayacak, bunu biliyoruz. Her ne olursa olsun bizce Türban şeyhin ayağına yüz sürmekle eşdeğerdir. Öyle bir toplum düşünün ki, günümüz yüzyılında özgürlükleri örtünmeye – ikincil duruma düşecek şekilde değere bağlasın… Böyle bir özgürlük kavramı yoktur, hatta kuşlar bile bunu reddeder. Ama yine de cennettin ortasından geçeceğine inan Türban takabilir, ama benim bakış açım sicili kabarık bir kliğin ipine takılıp demokrasiden ve özgürlüklerin peşinden gitmenin tam anlamıyla liberal güruhun politik söylevlerinin tutarsızlığına kapılmak anlamına geliyor ki, iradesi olmayan bir kuşun sırf kanatları var ve istediği her yere uçabiliyor diyen birisinin “Kuşlar özgürdür” saftası neyse Türban’a özgürlük yaygaraları da bununla eşdeğerdir.

Bizim temel meselemiz sınıflar arasındaki ezen – ezilen çelişkisinin yanında dinin yine ezilenleri yönlendirmek, dini duygularını sömürmek ve baskıya almaktır. Dine dayalı sistemlerin Türban çözümü sadece ve sadece çözümsüzlüktür. AKP, Türbanı bir mağduriyet konusu haline getirerek adeta özgürlük simgesi olarak sunmaya çalışsa da, Türban bugünkü muhafazakâr baskının ve bu doğrultudaki toplum projesinin bir simgesi haline gelmiştir.

Çünkü özgürlükler, demokratik devrimlerle geldi. Özgürlük, Ortaçağ ilişkilerinden kurtulmaktır. Kadın açısından da özgürlükler ve eşitliğe kavuşmak, toplumun çalışan, üreten, yaratan, onurlu üyesi olmaktır. Yoksa padişahlığa, ağalığa, şeyhliğe, erkek tahakkümüne dönme özgürlük değildir. Türbanı savunmak esaret özgürlüğünü savunmaktan başka bir şey değildir.

Dinin (algılayış ve zorlama) bakış açısıyla Türban özgürlük değildir. Çünkü; din özgürlük değildir!

Reklamlar

Etiketler: , ,

10 Yanıt to “Türban’a özgürlük’ diye bir özgürlük!”

  1. Alican Özcan Says:

    Yazınız çok faydalı bir yazı. Emeğinize sağlık

  2. halkingunlugu Says:

    Teşekkür ederim Alican, hoş geldin.

  3. mümin Says:

    İslamda örtünme takvanın şartıdır..islam olmanın şartı değil… iyi de ne fark eder? niye rahatsızsın? Farz, sünnet, vacib,dogma, gelenek vs. diye “sıkmayın artık başımızı”.Fıkıh alimi olup çıktınız meal okuyarak. Başını kapatana hiç fikrini soran yok. Onların adına başkaları düşünebilir tabi, zira oksijenden başındaki kıl miktarı kadar mahrum kalıyor bu zavallılar. Oğlunu askere gönderen anne kışlaya giremiyor. Geçtim.. askeri bir müzeye dahi giremiyor. Şu veya bu sebepten örtünen insanlar, en temel haklarından olan eğitim hakkından mahrum bırakılıyor, fişleniyor, hastanede ölüme terkediliyor. Sizin halkçılığınızı sevsinler! Vicdan yoksunu elitistler..Özgürlüğünüz batsın! Sizden fayda mı umuyoruz zannediyorsunuz. İslamın adını kirletenlerden sorumlu olan din değil, mensuplarıdır. Siyasilere, kanaat önderlerine, fosforu emilmiş müslümanlara bakıpta yaygara koparmak işin kolay tarafı. Ahkam kesmeyi ayetlerle süsleyip önümüze koyar, bunu da ilim diye yutturmaya çalışırsanız yavaş ol aslanım derler adama..Tırmızi, Buhari kim ola aceb? Tefsir de neymiş?Hadis, fıkıh, tefsir senin işinmi? Meali kopi past yapmak itibar mı sağlıyor, dini biliyorumki eleştiriyorum rahatlığı mı veriyor hiç anlamıyorum. Kuranı referans almaya başlamış olmanız da bir gelişme diye umutlandırıyor bazen. Kim bilir? Belki bir gün nazil olur…

    Takiyye bizim işimiz değil siyasilerin işi. İslam teslimiyet yoludur, özgürlük değil.Hiç yormayın kendinizi. Herkes kendine yakışanı giysin anlaşalım.Mümineye tesettür yakışır. 1400 senedir bu böyle.

    İmam-ı Wikipedia’dan Yeni Başlayanlar için İslam:

    İslam sözcüğü Arapça “se-le-me” kökünden türemiştir ve anlamı “barış”tır. Bununla birlikte kökün etken ortaç şekli eslemedir ve “teslimiyet” anlamına gelir. Sonuçta İslam, “teslimiyet” anlamına gelirken, Müslüman da “teslim olan” anlamına gelir; burada teslim olunan tek Tanrı olduğu kabul edilen Allah’tır.

    İslam dinine mensup kişileri adlandırmakta kullanılan Müslüman kelimesi ise sözlükte “bağlanan”, “teslim olan”, Mümin ise “şüphesiz inanan” anlamlarına gelir.

  4. halkingunlugu Says:

    Mümin,

    “Söylediğin şeylerin seni de kapsamasını” isterdim fakat yorumunda böyle bir şey yok, ayrıca kadınlar adına hüküm süren, konuşan senin söz ettiğin mensuplar. Sorun da burada zaten, kaldı ki özgürlüğün simgesi değildir Türban, bu yüzden senin gibi binlerce insanın konuyu saptırma-çarpıtma derdini de anlamış değilim, Allah adına mı bunu yapıyorsunuz? Bu arada ayetlerle süsleme geleneğinin öncüleri dini ağızlarından düşürmeyen sizin gibilerden geliyor. Çivi çiviyi söker belki de ne dersin?

    Yıllarca TV kanallarına çıkıp, önce ayet – hadis ve sürelerden sayfalar verip daha sonra bunu Arapça kelimelerle süsleyen geleneğe bakmalısın, sanki Tanrı’nın dil sorunu varmış gibi. İlginç insanlarsınız… Senin iyi ve becerikli bir mümin olup olamayacağına müsaade ette Allah karar versin, sen değil!

    Bu arada insanların giyinmesi (nasıl giyineceği) beni zerre kadar ilgilendirmiyor, yalnız “Velev ki…”nin arkasında ki siyasi simge beni ilgilendirir… Sorunda burada düğümleniyor zaten. Üniversiteli genç kız Türbanıyla okula gitsin, amenna! Okusun, iyi bir eğitime sahip olsun. Ya sonra tıpkı bu yakın dönemde örneklerini yaşadığımız ilköğretim çocuklarının Türbanla okula gitmesini sağlayalım, olmadı buna da özgürlük diyelim! Varsayalım dedik: peki, özgürlüğün burada tanımı nedir?

    9 yaşındaki kız çocuğu ilköğretime Türbanıyla gitti, sonra o kız çocuğu 13 yaşında geldi ve kocaya kaçma özgürlüğü istedi, bizde verdik. Peki, şimdi bu özgürlük mü oluyor?

    Özgürlüğün tanımını iyi yapmalısın, yaparken de iradeni ve emeğini ekle bir zahmet.

  5. mümin Says:

    100 mümineye sordum. Yau dedim bu türban ….? Çok öfkeliydiler, sustular..Hemen empati yaptım. Hep birlikte sıkıldık.Konuyu çarpıttık..Allah adına! çok sıkıldık..Özgürlük filan diyecek oldum. Güldük biraz, keyfimiz yerine geldi.

    Anlattık. Anlamıyorsunuz. İnancıyla kapanan var, artizlik olsun diye kapanan var, siyasi maksatla kapanan var..evde kapanıp, dışarda açan var. Bunlar arasında yığınla farklı grup var. Var oğlu var..Milyonlarca insan. Her insan ayrı bir alem. Birileri hinlik yapıyorsa sen de gıcık oluyorsan git hesabını ona sor. Genelleme niye? Kurunun yanında yaşı da yakıyorsun. Her ne sebeple olursa olsun kimse başkalarının dayatmalarına katlanmak zorunda değil. Tesettürü tabu yapanlar senin gibi düşünenler. Aklınız çıkıyor dinciler saracak her yanımızı diye. Sindirmek için kendi kalelerinden yıkalım; kutsal kitaplarında şunlar bunlar yok diyelim sapıtsınlar, diye kasıyorsunuz ama nafile..Zırcahil bile biliyor Kuran-ı Kerimle ilmihalin farklı şeyler olduğunu. Siyasi miydi, dinsel miydi, kamusal alan mıydı derken tesettür özgürlük sembolü oldu sayenizde. Yeni tişört bastırıyorum..Türbanlı Che!..

    İlahiyatçı, Kuran, hadis hakkında konuşuyorsa arapça da konuşacak türkçe de.Ya ne olacaktı? Tefsirini yapacak ,beyninde fırtınalar kopacak, anlamayana anlatacak. Anlamak isteyen araştıracak, öğrenecek. Süsle püsle ne alakası var. Ayetin kendisi arapça. Takdiri ilahi…İnanan böyle inanıyor, böyle seviyor. Mıhlanmış çiviyi sökmeye senin gücün yetmez.

    Siyasi maksatla saç sakal uzatan, küpe takan, parka giyene hesap sormuyorsun da niye tesettürlüye soruyorsun. Zirilyon tane ideoloji var. Hepimiz önlük mü giyelim? “Velevki siyasi olsun” söylemi yenidir. Fakat durum yeni midir? Yani durum dillendirilmeden önce sen düşünemiyor muydun bir tesettürlünün siyasi görüşü olduğunu. Mal gibi mi yaşıyor zannediyorsun? Her türlü görüşe sahip olabilir, olmayabilir de. Okula, kışlaya alınmayınca cayacak mı görüşünden? Siyasi imgeymiş..

    Küçücük çocuğunu tesettüre sokmak isteyen varsa aklından zoru vardır. Bu konuyu tartışmak bile anlamsız. Tipik rejim muhafızı sendromu! Marjinal grupları bütün dünyaya kök söktürüyormuş gibi gösteren şakşakçılar 28 şubat tarihli ana haberlerde kaldı. Televizyonunu kapat artık.Bitti!..

  6. halkingunlugu Says:

    Kur’an’ı, inanç özgürlüğünü, insan haklarını karıştırıyorsun, (bir başkası AKP iktidarını almış) bir diğeri de Diyanet İşleri Başkanlığı’nı arkasınaalarak insanları enayi yerine koyuyorsunuz. Oysa Kur’an ilk olarak “Oku” yla başlar, bir kez daha yenilemekte fayda var…

    Kur’an başlarını örtsünler demiyor; cinsel organlarını (farj, furuj) saklasınlar, göğüslerini (yakalarını, memelerini) örtsünler, demektedir. Hatta yine Özdemir İnce’nin şu cümleleriyle bitirip bir soru sorayım: “…Harama bakacak gözler, boyalı dudaklar, pembeleştirilmiş yanaklar açıkta, ama saçlar kapalı. Saçlar mı cinsel, yüzler mi cinsel? İnsan aklına hakaret etmeyin artık..”

    Kur’an’a göre göğüslerini ne ile örtecek dikkatsiz mümine (inanan) ? Hımar (çoğulu: Humur) ile örtecek. Hımarın İslam’la herhangi bir ilişkisi var mı? Yok! İslam öncesi dönemde Arapların ve Yahudilerin güneşten sakınmak için başlarını örttükleri bir giysi parçası”dır diyor. Buyur tersini kanıtla, belge ve kaynak sun var diye. Türban’ın dinin bir gereği olmadığını iktidarın penceresinden muhafazakâr kesimin simgesi olduğunu ve bu simge üzerinden de ceplerini doldurduklarını gayet iyi biliyoruz. O yüzden Ö. İnce’nin de dediği gibi: “Türban, kahverengi faşist gömleği gibi, gamalı haç gibi bir simgedir.”

    Rahatla biraz, ne (siz) dinciler başkalarının etrafını saracaksanız ne de bir başkaları sizi soyundurucak..

  7. mümin Says:

    Hiçbir partinin tarafı değilim, oy kullanmıyorum. Partiler, siyasiler, politikacılar beni bağlamaz. Israrla bunu vurgulamaya çalışıyorum. İktidarlar gelir geçer. Hepsinin de doğruları, yanlışları vardır.Lakin halkın kutsal saydığı değerler vardır ki bu değerlerle uğraşmak hiç de ahlaki değildir. Hangi parti iktidarda olursa olsun saygı duymak durumundadır.

    Derdin bağcı dövmek.. “Oku”mak anlamakla eşdeğer olmalı. Konuyla hiçbir ilmi münasebeti olmayan şahısların yorumu benim için önem taşımıyor. Senin için de taşımamalı. Diş çektirmeye berbere gidiyorsun .. İslama giren teslim olmuş demektir. Din tam ve eksiksizdir. Helal haram bellidir. Özdemir İnce’nin yorumu cahilce, gülünç ve keyfi..Helal haram dairesini hazretleri belirlemiş: Saçlar değil yüz cinsel. Yarından tezi yok bütün mümineler peçe takacak!

    Artık uzatmak istemiyorum bu meseleyi.. ihtisas sahibi birkaç alimin konuya ilişkin detaylı izahları aşağıdaki linklerde, inanıp inanmamak sana kalmış. Gerçek; onu isteyene nazil olur. Samimiyetle araştırsaydın zaten ulaşabilirdin bu bilgilere..Diğer yandan sünnet ve hadisin dinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, Kuran-ı Kerimin neyi ihtiva edip etmediğini ayrıca araştırmanı öneririm. Zira namazın nasıl kılınacağı, abdestin nasıl alınacağı, haccın şartları,… Kuran-ı Kerimde yer almaz.

    http://www.hayrettinkaraman.net/makale/0220.htm
    http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/laikduzen/2/0029.htm
    http://www.mustafaislamoglu.com/yazidetay.php?Yazi_id=1788&yazar=8
    http://www.mustafaislamoglu.com/yazidetay.php?Yazi_id=1791&yazar=8
    http://www.mustafaislamoglu.com/yazidetay.php?Yazi_id=1796&yazar=8

    http://www.kuran.tc/konu/kur-an-da-basortusu-var.html
    http://farukbeser.com/yazi/kuranda-basortusu-var-mi-12.htm

  8. halkingunlugu Says:

    Yazdıklarımla ne ben seni, ne de sen beni ikna edebilirsin, zira öyle bir derdimde yok. Senin de olmamalı, istediğin kadar link girebilirsin… Ki 6666 olan ve 437 ayeti eksik bir kitabı konuşuyoruz, 1400 yıllık bir zaman dilimi… Muhammed’in muhteşem öngörüsü ve yine Allah’ın kutsal diye kullarına arz ettiği bir kitabın ciddi bir şekilde revizyona uğratılması da söz konusu… Tanrı: kullarına size bir kitap gönderiyorum, değiştirilemez… O’nu koruyan-gözeten ‘Benim’ gibi herkesin zikir ettiği bir söz var, oysa Tanrı’nın bu buyruğunu insanlar tarih boyunca sorumsuzca dillendirmiş, kendi sorumsuzluklarını Tanrı’ya yıkmak istemişlerdir. Oysa gerçek söz: ‘Ben’ sizlere bit kitap gönderiyorum onu koruyacak olan sizlersiniz… Bu sorumsuzluğumuz (sorumsuzluklar) oldukça dinin kullanırlığı ve çıkar ilişkileri devam edecek. Kaldı ki örnekleri de mevcuttur zaten.

    Peygamber Hâk’a yürür, Peygamber’in ardından bir ton hilekarlık, riyakarlık bir bakıyorsun Müslümanlarda, ne Hıristiyanlar da ne de Yahudiler de bu mevcut… Sadece bize özgüdür din adına “Tekbir” getirip insanları öldürmek… Yaratanı seviyor güya ama kendini de yaratanın yerine yetki mercii kılıyor…

    Kadın şöyle olsun, dinin şu hali en güzelidir, cennet böyledir, cehennem şöyledir. Aklıma gelmişken bu aya matem ayı (Muharrem ayı) 800 yıl önce Hz. Muhammed’in torunlarının başını kesip, aynı gün camii de namaza duran bir ümmetten söz ediyorum… Sen beni ikna etmeye çalışacağına git sözünü ettiğim kesime anlat, bakalım seni ne kadar anlayacaklar?

    İstemiyorum benden uzak dursun böyle inanç… Daha dün 37 kişiyi Allah-u Ekber diyerek yaktılar. Din, cennet, şekilciliğe indirgediğin Tanrı sizlerin olsun.

  9. mümin Says:

    Hadi ordan! Seni ikna etmeye çalışan kim? Belge, kaynak isteyen sen değil misin? Din sana muhtaçtı sanki..

    Tesettürle ilgili uyduruk bir yazı yazmışsın Kuran referanslı. Son noktada delil istedin, ben de gösterdim. Daha neyin tantanasını yapıyorsun? Din değiştirilmiş..Ayet eksikmiş..İnsanları kesiyor, yakıyormuşuz..Yok daha neler!! Ahkam kesmekten başka bir halt ettiğin yok. Sana mı kaldı teoloji oksimoron!..İlim insanlarının yorumları sana birşey ifade etmeyecekse iddiada bulunmakta nedir? “Kafesin biri kuş bulmaya çıkmış” tan ibaret senin olayın.

    Sana söyleyecek sözüm yok artık halkın günlüğü…Çık dışarı..halkın arasında dolaş biraz..günlük tut..karbon al oksijen ver..

  10. halkingunlugu Says:

    Şimdi düşünüyorum da aklıma eski Diyanet İşleri başkanı Ali Bardakoğlu geldi, ne demişti gerçekten(?) Türban’ı kastederek ve abartıyorsunuz, Kur’an’da böyle şeyler farz değildir ya da buna yakın bir çıkış yapınca görevinden alındı (medyanın yansıttığı kadar ile istifa etmişti), işin gücün demagoji senin yorumcu arkadaşım… Maraş’ta hamile kadınlar süngülenirken, katledilirken ve Sivas’ta 37 kişiyi diri diri yakılırken, bütün bunları uzaylılar yaptı tekbir getirerek değil mi(?), dinden dem vurup Peygamberin torunlarının canına da onlar kıydı. Ne biçim bir insansın sen, ama yok yok! Dur, sizin çıkarlarınız uyuşuyorsa her yol mubah. Tarihi değiştirebileceğini mi sanıyorsun, (samimiler bir kenara) hokkabazlık alavere dalavere sizinkisi.

    Trajikomik birisin, kendini sokakta mı sanıyorsun sen(?) öyleyse gerçek sokaktan bi’habersin.

    Son olarak ayrıntıya bakmanı öneririm, ayrıntıya bakan insan eskimez.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: