Ucuz tetikçi

pkkkabdtc1945’li yıllardan günümüze kadar emperyalizm çok büyük oyunlar oynadı bu coğrafyada, belki de yüzyıllardır hayal ettikleri, gerçekleştirmek istedikleri sınırlara daha yakın görüntüsü veriyor emperyalistler ve Türkiyeli oligarşik güçler. Fakat emperyalistlerce bu coğrafya üzerinde en büyük oyun şuan oynanmakta bunu da belirtmekte fayda var hem de AKP iktidarı eliyle..

Öncesi var elbet: Öcalan’ın yakalanma süreci ve Öcalan’ın Kenya’dan elleri ve ayakları bağlı bir şekilde yakalanıp Türkiye’ye getirtilmesi vardı ki akılara zarar verici bir durumdu bu. Netice de Öcalan yakalandığında bu durumu sezmeli miydik(?) bilemiyorum ama bunu sanırım Öcalan’da sezmedi – sezemezdi. Öyle ki bu yakınlarda Kürtlerin “Yol haritası”nı açıklayacak duruma getir(til)miş olmasını kime bağlamalıyız ama durum Öcalan açısından oldukça “Olumlu” gibi görünüyor şuan ama kendini anlamayan bir DTP ve PKK’den söz konusu olunca durum pek olumlu gibi görünmüyor. Onlar her an hata yapabilirler(!) Amerikalı politikacılar mı onlar yine bildiğiniz gibi, iyi adam rolündeler ve hiçbir şeyin farkında değillermiş gibi kamufle olmuş bir şekilde bu açılımın sahibi biz değiliz demekteler.

Oysa bilinmektedir ki, ABD’nin Türkiye’ye bakışını belirleyen asgari müşterek, Türkiye’nin “Ucuz tetikçi” olmasıdır. Bunu elbette onlarda iyi biliyorlar… Finans kapitalin dinamiklerinde ve kapitalizmde, sermayenin siyasetteki hizmetleriyle de zaten tutsak alınmış durumda olmalarını da böyle açıklayabiliriz sanırım. Kaynakta burasıdır zaten ki zoraki bir özgürlük ve bağımsızlıktan söz etmekteyim.

Ülkenin 64 yıldır sağ politikalarla yönetilmesinin başlıca nedeni de bu olmalıdır, Amerikan hegemonyası altında siyaset yürütüp ülkeye şekil verebilmek adına verilen onca ödün ve aşağılayıcı bir ton politik saçmalık. Bakın Kemal Okuyan’ın soL. org.tr’de yayımlanan “Adını koyalım: Gericiliğin ve emperyalizmin büyük açılımı!” başlığını taşıyan makalesinde de bir durum tespiti bu şekilde yer almakta.

İşte bütün bu sözünü ettiğimiz gelişmeler Türkiye’nin kendi sorunlarını halletmesi gereğinin sonuçlarıdır. Türkiye bu türden, Kürt Sorunu başta olmak üzere, sorunlarını çözemediği zaman hem kendi istikrarını bozmaya gidiyor ve emperyalizme hizmette yeni görevler ediniyor. Ve uluslararası nitelik taşıyan bu sorunlarda Amerikan stratejisine uygun biçimde hareket ederken de, öteki işbirlikçileriyle arasında gerilimler yaratıyor.

O yüzden şu sıralar Ortadoğu ve Kafkaslar’da “Truva atı tetikçiliği” ön plana çıkmış görünmektedir ve bu rolünü oynarken Türkiye’den ana beklenti, öncelikle kendi ve gider de muhayyel emperyalist statükonun istikrarını bozan sorunlarını çözmesi, layıkıyla hizmet verir hale gelmesi gerekmektedir. Ve Türkiye’ye biçilen rolde şuan budur, yarınsa başka bir rol biçilecektir.

Bu bağlamda “Kürt açılımı” projesinde iki aktör vardır ve bunlar ABD ve Kürtlerdir. Yani bu iki güç her zaman tam ne yapacaklarını kestiremeseler ve kendi ciddi sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalsalar bile çıkarlarını biliyorlar, hedeflerini tanımlayabiliyorlar ve bunlara uygun siyaset geliştirebiliyorlar. Ötekilerse, ya hayatla inatlaşıp imkânsızın peşinde kendilerini tüketiyorlar (MHP ve CHP vb.), ya esas olarak kullanılan ikincil unsurlar olarak çırpınıyorlar.

Ortadoğu güneşi, Öcalan’ın ‘Atatürk’leştirilmesi ya da BOP etkisi. .

Peki, ne(ler) oluyor?

Kesinlikle dengeler değişiyor, ve ara başlık olarak verilen yazı aslında her üç olguyu tarif ediyor…

Deyim yerindeyse I. Dünya Savaşı sonrasında Kürtler aleyhine kurulmuş statükoyu bir ölçüde olsun değiştirmeye çalışıyor ABD ve onların üzerinden halkların birbirine düşmanlığı dolayımıyla onların üzerinden vesayet kuruyor. Kuzey Kürdistan’da birer halı tüccarını aratmayan Talabani ve Barzani, bölge kıyıcılığı karşısında emperyalizme sığınıyor ve bu arada ezenlerin de ezberlerini bozuyor, onların emperyalizmle işbirliği tekelini kırıyor.

Yani Ortadoğu güneşi altında kendilerine de bir avuç gökyüzü arıyorlar ve ABD’nin geçici demokrasisine methiyeler diziyorlar. Türkiye Kürtlerinin temsilcileriyse, içine kıstırılmak istendikleri bütün tuzak kısırdöngülerden son derece sağlam görünen bir halk desteği ve muazzam özverilerle örülmüş belleğin yaratmış olduğu bilinçten kurtulmaya çalışıyor. Bu yüzden Türkiye’de iki akım çatışıyor. Bunlardan biri her türden demokratik reformu ya da statükodaki kırılmayı ülkenin bekası sorununa bağlayarak hayatla inatlaşıyor, şiddete müptela ve muhtaç bir cendereye mahkûm oluyor ve ötekiler diye tanımlayabileceğimiz diğer güç ise, Kürt Hareketi’nin tasfiyesinin zehirli meyvesini Amerikan imalatı cicili bicili ambalajda halklara sunuyor.

Anlayacağınız ikisinin de çözüm perspektifi yok; birinde şiddet, ötekinde dolandırıcılık egemen. Amaç aynı: Tasfiye!

Örneğin PKK’ye karşı kurulmuş olan Suni bir yapılanma olan ve Türkiye Hizbullah’ı diye tabir edebileceğimiz (ki bu oluşumun Lübnan Hizbullah’ıyla bir alakası olmadığını ve Diyarbakır’da Gaffar Okan cinayetinden sonra sözüm ona çökertilen ve adını Hizbullah olarak açıklayan bu örgütle bir ilişkisinin olmadığını ve böyle bir yapılanmayı tanımadıklarını Şii bir yapılanma olduklarını ve o dönem ki açıklamalarını hatırlayın) bu oluşumların Fethullah Gülen’de dâhil eskiden devletin kirli ve psikolojik –operasyonların tetikçileri– savaşlarında emperyalizmin figüranlarıydılar.

Bugünse liberal-emperyalist kumpasta yer alıyorlar.

Yine karşı devrimciliğin değirmenine su taşıyan ve kendini sol olarak tanımlayan K. Okuyan’ın tabiriyle “En devrimciler” var. Bunlara “Kuyrukçuklar” diye de tanımlayabiliriz, en doğrusu da budur bizce.

Pentagon masalarında hazırlanmış bütün senaryoları ağızlarının kenarlarından akan salyalarla okuyan ve 1400 yıl önce yıkılan bütün “Put”ları tekrar inşa eden ve “İslami faşizmin” etkisi altında hem yoksul Türkiye halkının hem de Kürdün dünyevi tasfiyesine uhrevi katkılarda bulunmaktalar.

Yani dün UKTH’dan hareketle, Kürt Ulusal Mücadelesi’ni boğazlamak adına hareket eden Hizbullah ve Gülen’ler dün çılgınca Kürtleri boğazlamaktan söz ederken ilginçtir ama bu yine aynı çılgınlıkla Kürtleri desteklemektedirler, K. Irak’ta konferanslar vermektedirler. Obama’nın bütün ziyaretinde belki de yukarıda kaleme aldıklarımız verilemek istenen mesaj olarak algılanmalıydı muhakkak algılayanlar olmuştur(?) bu arada bunların arasında PKK’nin silah bırakması da gündemde.

Peki, PKK silah bırakıp Obama’yı dinleyecek mi?

Bugün 80 yıllık kemikleşen ve öyle bir hale gelen, Kürdün milli varlığının kabulü gibi, masum ve kaçınılmaz bir olgu dahi toplumsal deprem etkisi yapan bir durum ve inşa edilen bir yapı tarafından kaldırılmaz hale getirilmiş durumdadır ama ne gariptir ki yinede Kürt Sorunu iyileş(tirili)yor ama Türkiye coğrafik olarak gericileş(tiril)iyor. Buna PKK’nin silah bırakması da dâhil.

“Kürt açılımı” ya da “Demokrasi” ve/ya da “Barış” Türkiye halkı barış yönünde müdahil olmadıkça, devletten yeni bir şiddet dalgası geleceğini unutmamak gerekiyor. Bunun adı da yeni felaketlerdir. Ne de olsa Erdoğan BOP’un eşbaşkanıdır ve iktidarda kalmak için kravatıyla boynunu emperyalizm karşısında aşağı indirmiştir, daha doğrusu kravatından tutup başını aşağıda tutmasını sağlamıştırlar ve bu böyle de devam edecektir.

Son söz. .

UKTH artık emperyalizmin beyaz masalarında çiziliyor, bunun için uzaklara gitmeye gerek yok, bunu kabul etmekte fayda var, uluslar artık bağımsızlık adına mücadele yürüteceğiz derken emperyalizmin hegemonyası altında siyaset yürütüyor. Böylelikle Türkiye ATATÜRK’leştiriliyor ve yine Öcalan’da ATATÜRK’leştirilip Kürtlerin başına getirtiliyor, yani anlayacağımız fark yok. Bir bakmışsınız karşımızdakini yok ederken o olmuşsunuz.

Eski Yugoslavya’da Boşnaklar ve Sırplar arasındaki temel meseleyi hatırlayalım, aynı etnik kimliğe sahiptiler ve aynı anadili konuşuyorlardı, neler oldu gördük. Bu yeni şiddetin bildiğimiz haliyle TC’nin de sonunun başlangıcını oluşturacağını bilmek gerekir. Belki Kürtlerde bu süreçten çok acılar çekerler ama sonunda kendilerini bir biçimde kurtarırlar. Fakat Türk halkı her an yıkıntının altında kalabilir. Egemenlerin bir bölümü (Gül ve Erdoğan vb.leri gibi) kendini kurtarır, gerisi altında kalır bu enkazın ama her zaman asıl perişanlık halkın payına düşer. Elbette barış Türk ve Kürt annelerinin ortak tavrıyla gelecek, tıpkı Vietnam’da olduğu gibi.

Türk askerinin ölümüne ağlayan militan yakını yok mudur(?) elbette vardır.

Ya da askerlik anısı olarak çekilen ve parçalanmış gerillaların kulak parçalarını elinde tutarken resim çekilen askere duyduğu öfkeyi dile getiren bir Türk yok mudur(?) buda elbette vardır.

O yüzden Vietnam’da barış, Amerikan annelerinin katkılarıyla geldi. Onlar önce “Çocuğum yaban ellerde ölmesin” diye ayağa kalktı ve barışın bedeli bu oldu. Öyle bir bedel ki, öderken insanlaştırıyor da. Güzelleştiriyor da. Türk toplumu olarak henüz bunun çok gerisindeyiz ne yazık ki. Bütün bu geri bıraktırılmış olmamızın arkasında emperyalizmin olduğu mukkak, işte klasik “Böl ve yönet” yöntemidir bu.

Reklamlar

Etiketler:

2 Yanıt to “Ucuz tetikçi”

  1. Devran Says:

    Merhabalar blogunuzun linkini blogumun dostlar bölümüne ekledim, haberiniz olsun ve sizde eklerseniz sevinirim 🙂

    bu benim blog: http://bostanciogludevran.wordpress.com

    iyi günler.

  2. B. Zeynep Aker Says:

    TEK ŞEF DÖNEMİNE DOĞRU!

    Milli şef olmaya hazırlanan R. T. Erdoğan, herşeyi bizzat ve doğrudan doğruya idare etme hedefinde kararlı görünüyor!
    Milli sorun adı altında, MGK’ de onay gören Erdoğan’ın kişisel planları başarıya ulaşırsa ”Büyük millet Meclisi” küçülerek bir formaliteden ibaret hale gelebilir!

    CHP, AKP’nin dinselleşme ve otoriterleşme sürecine, Erdoğan’ın ortaçağı canlandıran geriye dönüşçü islamizasyon politikalarına ideolojik anlamda karşı çıkmamakla, dolaylı yoldan ona destek vermeye devam ediyor!
    CHP ve AKP Kürt sorununun, Kürtler aleyine “çözümü” konusunda da hızla birbirlerine yaklaşıyorlar. Sosyalist Enternasyonale bir ajan gibi girmiş bulunan Kürt düşmanı ırkçı CHP, AKP’nin Kürtleri imha planından pay almak istiyor. Tayyip Erdoğan’ın diktatörlük sürecine karşı çıkıyormuş gibi görünen CHP, aslında bu noktaya gelmede büyük katkıları olan bir örgüttür. Muhalefet adına yapmacık ve göz boyamadan ileri gitmeyen, her alanda Erdoğan’a daha fazla kozlar sunan CHP, kırmızı çizgiler denilen, Kürtler’e vurulan prangaların çözülmemesinde de AKP’ye gerekli yardımı yapmaktan geri kalmıyor! CHP Kürt sorununun çözümünü değil, Kürt halkını yok sayan imha ve inkar politikasının en rafine partisi olarak hep öne çıktı. Kürt halkının mücadelesine düşmanlıkta ve Kürt halkına yönelik ırkçı politikalarda sınır tanımadı. Her dönemde kirli savaşın merkezi olan Genelkurmay’a tam destek verdi.

    MGK oldu EGK!
    Milli sorun adı altında, MGK’ de onaylanan Erdoğan’ın kişisel sorunu, süreci, Kürtler’e dayatılan İmralı AKP planları, Kürt düşmanı CHP’nin de iştahını kabartıyor! CHP, Erdoğan’ın 1921 lerin gerisine giden tekçi yaklaşımında bir değişim ve farklılaşma yaratmış değildir. CHP dün olduğu gibi bugünde tüm cilalı söylemlerine rağmen Kürt sorunun kalıcı çözümüne yönelik her adım karşısına dikilecek, Kürt halkına yönelik katliamlara tam destek vermeyi sürdürecektir. CHP, “etnik kimlik milli kimliğin yerine geçirilmek isteniyor” diyerek Kürtleri, asimilasyoncu olarak tanıtmaya devam edecektir. Seçim arifelerinde kadınlara turban ve çarşaf dağıtarak rezilliğe batan CHP, kendi eski şöven ırkçı politikalarının, başka adlar altında ortaya sürüldüğünü görünce, dincilik alanında olduğu gibi, Kürt sorununda da AKP’nin bir uydusu gibi hareket etmeye başladı…CHP, “operasyonlara devam” diyen Genelkurmay’a alkış tutmaya devam edecektir. Türkler ve Kürtler kardeşse, neden bir kardeşin sahip olduğu haklara diğer kardeş sahip olamıyor? Soruları karşısında gardını alıp, “Kürtler eşit haklara sahip olursa ülke bölünür” söylemine dört elle sarılacaktır. 
    Tayyip Erdoğan’ın büyüklük, şan şöhret ve yayılma hedeflerinin gerçekleştirilmesinde kendilerine görev verilmesi için çırpınıp duran, AKP’nin Osmanlı milliyetçiliği temelindeki ümmetçi propogandalarıyla Kürtler’i düşmana peş keş etmeye devam edenlerin dayattıkları bu süreç, Kürt’leri daha da geriye götüren bir süreçtir; liderler kendi kişisel yaşamları için değil, bir dava için en iyi tavrı takınabildikleri için liderdirler… Abdullah Öcalan ise, Erdoğan gibi liderlik kompleksleri olan, şan şöhret için her şeyi feda eden kaypak bir kişiliğe sahiptir. AKP destek verirse, Kürtleri en iyi kendisinin tasfiye edeceğini dayatıp duruyor! Erdoğanlaşan MİT ve Kontrgerilla’ya akıl yetişitiren A. Öcalan, Erdoğan’ın kendisini kullandıktan sonra çöpe atacağına bir türlü akıl erdiremiyor!

    Öcalan’ın İmralı’da MİT le beraber geliştirdiği ihanet çizgisi, aynı zamanda Erdoğan diktatörlüğünün geliştirilip kuvvetlendirme çizgisidir. Bütün açıklamalarında tercihini düşmandan yana ve Kürdistan halkının alehinde kullanan bir insanın Kürt önderliği ile bir alakası da böylece kalmamıştır.

    Sözde ”PKK kuryeleri”, ‘avukatlar, heyetler’ diye lanse edilen, çoğunluğunu özel görevlilerin, hükümet ajanlarının oluşturduğu ekipler, Kandil, Avrupa ve İmralı arasında mekik döşemeye devam ediyorlar. Amaç, zamandan kazanmak ve Kürtler için mücadele vermeye çalışan bütün kadroları belirleyerek pasifize veya yok etmektir.

    Süslü püslü sözlerle süslenen bu imha planı, MİT tarafından, ‘önder, Kürtler’in tek lideri’, diye zoraki bir şekilde dayatılan A. Öcalan’ın şahsında her tarafa, şatafatlı bir şekilde, ‘açılım, süreç, Kürtlerin kurtuluşları” gibi saçmalıklarla dayatılmaya devam ediliyor.

    Bu planın uygulama koşulları, Türk devleti gibi, Kürtler’e düşmanı bir devletin istihbarat ekiplerince şekillendirilmesi ve Kürtler’e empoze edilmesine, Kürt açılmı veya çözümü süreci demek, saflık değilse, ihanetten başka bir şey değildir…
    Bu politika ne ölçüde Kürt ulusal hareketinin çıkarları kaygısıyla şekillendirilmiş olabilir? Aksine Türk Devleti bu senaryoyu, başta MİT ve Kontrgerilla birimleri olmak üzere bütün gücünü seferber ederek geliştirdiğine göre, gelinen aşamada, Kürt halk Hareketi’nin değil, Türk devletinin çıkarlarını korumak için devreye sokulan yeni bir planın uzantısı olduğu ortaya çıkmaktadır.

    SARAYLAR, HAMAMLAR, CAMİLER PEŞİNDE KOŞAN KRAVATLI SULTAN ERDOĞAN İLE ABDULLAH ÖCALAN’IN KÜRTLERİ TASFİYE PLANLARI!

     
    Öcalan’ın AKP ile beraber geliştirdiği İmralı süreci, açılımı, Türk devletinin Kürdistan’da hakimiyetinin devamını tesise yönelik bir stratejidir.
    Ortada Kürt hareketinin yeni bir politikası değil, Türk devletinin eskiden beri sürdürdüğü politikanın yeni bir biçimi vardır ve Türk devleti şimdi bu politikasını, Kürtlerin tek lideri diye dayattığı ‘liderin’ ağzından, o liderin etki ve prestijine dayanarak bütün Kürt hareketine kabul ettirmektedir. Abdullah Öcalan, bu anlamda, Türk devletinin basit bir oyuncağıdır. İşi bittiğinde de muhtemelen, Recep T. Erdoğan tarafından tokatlanacak ve diğerleri gibi çöpe atılacaktır. Erdoğan diktası altında çift başlılığa müsade edilemeyeceğini anlamamak saflıktır!

    ”…TC hükümet üyelerine sunulan istihbarat raporlarında ortak sürecin, Kobani ve Suriye’de Kürtlerin yaşadıkları alanlarda bir tampon bölge oluşturulmasının tamamen Abdullah Öcalan’ın bilgisi dahilinde yapıldığı kaydedildi. … ” (Kaynak: Taraf gazetesi)
    Yani burada Kürt lideri diye lanse edilen A. Öcalan önce MİT ve diğer Kürt düşmanı politik askeri güçlerle oturup, ”önderlik” diye kitlelere zorla dayatılan bir oluşumla, Kobani’de YPG’ nin nasıl tasfiye edileceğinin detaylarını, bir bütün olarak bu örgütün taktik ve stratejisini, önce AKP lilerle kararlaştırıyor ve askeri kanadın da onayını aldıktan sonra yine MİT kuryeleri vasıtasıyla İŞİD’e iletiyorlar!
    Böylesine bir sahtekarlık şimdiye kadar görülmemiştir…!

    A. Öcalan’ın verdiği mesajlar tabii ki Kürtler’i tehditten başka bir şey değildir. Yani, Ortadoğu coğrafyasında gelişen yeni durumu kontrol etmek ve Kürtler’in olası bir başarısını engellemek için, devletin planladığı A. Öcalan kartının daha da net oynanması, etkisinin artırılması için serbest bırakılması senaryosundan başka bir şey değildir.
    Yoksa burada Kürtler’e verilecek hiç bir kemik kırıntısı yoktur. Şu ana kadar verilen olmadığı gibi, bundan sonra da hiç bir şey verilmeyecektir. TC’ nin aniden böyle bir tiyatro oyununa başvurması, Suriye ve Irak Kürtlerinin başarılarına set çekmeyi hedefleyen bir komplodan başka bir şey değildir. MİT’in HDP örgütlenmesini bizzat yönetmesi, durumun vahametini göstermektedir!
    AKP, Abdullah Öcalan komplosu, diktatör Tayip Erdoğan kontrolünde başarıyla uygulanıyor. Bu olay öncekiler gibi, Kürtlerin kesinlikle iradesi dışındadır. Görünürde Kürt görünen unsurların, HDP’ li bazı gönüllülerin iradesi varmış gibi gösterilsede, bunlar da bu ihanete alet edilerek, kukla olarak kullanılılarak, Kürtlerin yüzyılların baskı ve zulüm sürecinden kurtulamamaları için katkıları sağlanmış oluyor.

    TC, A. Öcalan’ı tasfiye etme değil, Kürtleri tasfiye etmenin yolunu tuttu… Kürt Ulusal Hareketinin, yeni bir önderlikle, muhtemelen yeni bir güç tarafından kontrol altına alınarak başka bir politikanın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu görünce, kendi çıkarları açısından rasyonel olan yolu seçti…

    Genel Kurmay, Kontrgerilla ve sivil uzantılar, kendi çıkarları için, Kürtleri tesirsiz hale getirmek, 100 yıllık yeni bir Kürt köleliğinin temellerini atmak için A. Öcalanı kullanma kararını aldılar…’Süreç’ veya ‘çözüm’ gibi aldatmacalar buna yönelik olarak uyduruldu.
    Öcalan’ı Kürtler’in tek önderi diye dayatan TC yöneticilerinin çırpınmaları boşuna değildir. TC, Öcalan’ı vazgeçilmez bir kahya olarak gördü ve onun prestijini ve etkisini Kürtlerin mücadelesini tasfiyede kullanmaya karar verdi. Ama bunun için de Öcalan’ın en azından daha uzunca bir süre Kürt hareketinin önderi olarak kalmasını sağlamak için bütün ajanlarını kullandı. Avukatların bir MİT olayı olduğu deşifre olunca, bu defa da ‘İmralı heyetleri’ adı altında yeni taktiklere başvurarak, Kürtlerin gözlerini boyamaya çalıştılar!. Öcalan’ın bu tasfiye politikasını uygulayabilmesi için, bunu Kürtler için yaptığı izlenimini vermesini sağlamak, işte ‘heyetler’ arasına serpiştirilen bazı tanınmış Kürt, yani bölünmeyi engelliyerek; (bölünme demek kontrolden çıkma demektir) toptan bir zararsızlaştırmaya ve teslimiyete ulaşmak….İşte TC parti ve silahlı kuvvetlerinin bir bütün olarak anlaştıkları ortak süreç…!

    Bağımsız Kürdistan kavramı gün be gün sırasıyla DC, ekolojik toplum ve demokratik özerklik gibi içi boş kavramlarla yumuşatılıp, gelinen noktada bağımsızlık istemiyoruz, seviyesine kadar indirildi. Bu kavramlarla aşamalı olarak Kürt Halkı, Öcalan ve Devlet tarafından el birliğiyle kandırıldı ve ikna edilme noktasına getirildi. Bu durum netleştikten sonra Öcalan gurubu ve onun uzantıları durumunda olan yapılar, bugüne kadar gizli yaptıkları ihaneti açık bir şekilde yapmaya başladılar. 
    Açıkça, ‘Kürt devleti kurulursa karşı çıkarız’ demekten bile utanmamaya başladılar. Gelin Türk Kardeşler biz bir şey istemiyoruz yeter ki bizi adam yerine mi koyun demeye çalışıyor. Rıza Altun gibi kirli kişiliklerin Bağımsız Kürdistan ve özgürlük köleliktir demesi, iğrençliğin boyutunu gösteriyor!

    Öcalan önderliğnde resmen Kürt düşmanlığı moda yapılmaya çalışılıyor! Artık Öcalan’ı, Türklerin gözünde sevimli hatta devlet için çalışan birisi olarak göstermek zorundalar yani böylelikle Öcalan’ın Türk Toplumundaki kötü imajını düzeltecekler ve ortamı buna göre hazırlayacaklar. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun da, A. Öcalan ”insiyatifinde” sürdürülen ”sürece” destek vermesi, TC’ nin devlet olarak, Kürtleri tasfiye görevini ona teslim ettiğini göstermektedir…

    Bunların hepsi Türkiye’de Erdoğan İmparatorluğunun kurulmasına zemin hazırlamak için yapılan son ve en büyük kirli işlerdir. Kürtleri Kürdistan için değil de Büyük Türkiye İmparatorluğu için feda ediyorlar. 
    Bağımsızlık, ancak bağımsız beyinlerle ve yüreklerle olur, köle ruhlu insanlardan bağımsızlık adına olumlu birşeyler söylemelerini beklemek hayalperestlik olur.

    MİT kontrolünde inşa edilen bu sürec-açılım, tamamıyla Kürt düşmanı bir karakter taşırken, utanmadan ona, ‘önder’ demek rezalettir!. Dünyada bir sürü önderlikler vardır. Mesela Mandela, kendisine gelen bütün Güney Afrika heyetlerini geri çevirmiş, gidin ANC ile görüşün demiştir. Kendisine bakanlık teklifi bile yapılmış olmasına rağmen hepsini redetmiştir. Ayrıca kendisinde beyaz kanı var diye bir saçmalığa da başvurmamıştır.

    KÜRT HALKININ ÇIKARLARI İLE AKP OSMANLICILIĞININ ÇIKARLARI BİRBİRİNE ZITTIR.

    Osmanlı dönemin de Kürtler esir muamelesi gördü, TC ise bunu devam ettirdi. Fazla bir fark göze çarpmıyor: Osmanlı döneminde Kürt ağa- beyleri padişah için kahya görevini yerine getiriyor, birlik beraberlik için silah elde savaşıyordu… Bunların yerlerini, şimdi Kürtleri daha iyi Türkçe konuşarak, Erdoğan gibi padişah kırıntılarına peşkeş çeken yalaka Örgüt liderleri almış oldu!

    Bağımsız irade yerine, seçimle gelen parlamenterlerle kurulan ”İmralı heyetleri”nin iradesiz kılınması, Kürt halkının ayrı bir millet oluşundan dolayı doğan tabii haklarının reddi, kendi kaderlerinin kendilerince tayininin inkar edilerek, ihanet eden bir şahsın iradesinin hakim kılınması, Kürtlerin mevcut şartlarla sağlanan yok edilme sürecini hedeflemektedir. Sözde Kürtlerin temsilcisi diye piyasaya sürülen, Kürt diktatörü rolündeki bir şahsın kişisel çıkarlarını savunmaktan başka bir amaçları olmayan sözde vekiller ne yazık ki ”süreç ” dedikleri şeyin neyi kapsadığını hala bilmiyorlar! Diktacıya kuyrukçulukta sıraya giren, sözde seçimle gelmiş bu insanlardan daha büyük bir rezalet beklenemez! ”süreç, açılım” diyorlar, ama ne olduğunu tam olarak bilmiyorlar. Seçimle gelen irade yerine,İmralı’da MİT ve özel harp elemanlarınca hazırlanmış, başka bir iradeye havale edilmiş bir planın başarı şansı aslında yoktur!!

    Kürtler’i ‘düşmanına pazarlayan kişi’ olarak tarihe geçmenin önderliği!

    Bu türden kirli oyunların senaryolarında rol almak için kişiliklerini satan figüranların, rezillik ve sefalet içine sokulan İmralı heyetlerinin, Tayip Erdoğan’ın Osmanlı’yı hedefleyen Türk islam sentezli propogandalarıyla Newroz bayramını bile kirletenlerin önderlik ile ne alakası olabilir? ”Biz olmasaydık AKP çoktan gitmişti, seçimleri sayemizde kazandılar.”.. benzeri demeçler vermek suç üstü yakalanmak demektir. Bu suçu işleyenler, utanmadan hala aynı hareketleri devam ettiriyorlar! Kürt düşmanı AKP’nin yıkılmasını engellemek, erdem değil, büyük bir ihanettir…! Yeni patronundan aldığı emir gereği, ”İslam bayrağı altında, Erdoğan’ın başkanlığı altında birleşelim” diyerek yeni stratejiyi dikteleyen, dolayısıyla Kürtleri 100 yıl daha esaret zincirine bağlayan bir şahsın kişisel çıkarlarını bütün Kürtlerin menfaatlerinden daha yüksek tutan yalakalar için, Erdoğan planından tam olarak neyin amaçlandığı da hiç önemli değil! Diktatör onlar adına düşünmüş ve kararı da o vermiştir.

    Kürt lideri diye lanse edilen A. Öcalan’ın, AKP’nin post modern Osmanlıcılğına soyunması, Erdoğan kervanına katılması, Kürtler açısından utanç vericidir! AKP denilen hırsızlar çetesi, devletin şimdiki kırmızı çizgilerini belirleyen tek güçtür ve bu çizgiler Kürtler’in esirlik sürecinin devamını sağlayan zincirlerdir…Erdoğan diktatörlüğü kurtuluş değil, toplu yıkım sürecidir.

    Saygılar ve Selamlar

    Ferdi Kader, B. Zeynep Aker, Dursun İlkas, İsmail Balkır, Kazım Sincan, Sevda Suner, Murat Demir, Hasan Demir, Nurettin Aslan. murat Doğan. Hasan solmaz. Nuriye solmaz. Ekrem Demir. Mustafa Ender. metin yalcınkaya. Neco Kanıklı. Erdem Işık, Salih Işık

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: